Merhabalar sevgili okur, seninle tekrar buluşmak harika. Sanırım bir süredir yazı yazmamış olmamın heyecanıyla bu yazıya biraz hızlı bir başlangıç yapacağım. Söyleyeceğim her şeye şununla başlamak istiyorum: Yeni başlangıçlar sandığım kadar kolay olmuyormuş. Tam bu yüzden hadi gel seninle yeni yılın ilk günlerindeyken yeni başlangıçlardan konuşalım. Tabii bunu yaparken bu konuda düşünmemi sağlayan Gece Yarısı Kütüphanesi kitabı ve Good Placedizisinden bahsetmezsem olmaz. Ayrıca elimden geldiğince sana spoiler vermemeye çalışacağım. Öyleyse hadi yazıya geçelim, keyifli okumalar.

 

Gecenin ve Yaşamın Kıyısı

Ben bu hayatta yaşıyorum. Gece Yarısı Kütüphanesi’nin baş kahramanı Nora gecenin ve yaşamın kıyısında, Good Place’in ana karakteri Eleanor ise kıyıdan ötede… Ancak her birimizin ortak bir noktası var. Yeni başlangıçlarla karşı karşıya kalıyor ve hangi başlangıca yöneleceğimizin tercihini nasıl yapacağımızın endişesiyle yol almaya çalışıyoruz.

Hikâyeye Nora’dan başlayalım. Artık yaşamının zorluklarıyla mücadele edemediğini düşünen bir kadın olan Nora, kendisini tam gece yarısında -sanıyorum bu spoiler sayılmaz, isim ele veriyordu- Gece Yarısı Kütüphanesi’nde buluyor. Bu kütüphanedeki tüm kitaplar onun yaşadığı hayatların versiyonları. Burada en sevdiğim konu giriyor işte işin içine. Bilim kurgu sevenlerin vazgeçilmezi, paralel evrenler… Nora bu çeşitli hayatları deneyimleme fırsatı buluyor. Böylece kendi “zor” hayatından sıyrılıp başka alanlara kaçabileceği aralanmış bir pencere bulmuş oluyor kendisine. Bu çeşitli hayatları okumanın zevki ve heyecanından bahsetmiyorum bile. Ama kitabı bir günde bitirdiğimi söylesem yeterince tüyo vermiş olurum sanırım. Nora bu gezintilerinde kimi zaman umutsuzluğa düşüyor, kimi zaman arayıp da bulamadığı eğlencelerin ortasında buluyor kendini.

 

Kıyıdan Geri Dönüş

Bu kitabı okurken benim kendimi nerede bulduğumdan bahsetmek istiyorum biraz da. Yaşam, sonuna kadar, bitmek bilmeyen bir koşuşturmaca gibi geliyor bazen. Bu koşuşturmacaların arasında bir duvar kenarında soluklanacak anlar buluyor ve kimi zaman da bu anları terk etmekten endişeleniyoruz. Kendi adıma üniversiteyi bitirdikten sonra bu soluklanma anında olduğumu fark ettim. İşte şimdi bunu düşünürken bana ait olan Gece Yarısı Kütüphanemde buluyorum kendimi. Hangi hayatı seçmeliyim? Gidebileceğim birçok yol, seçebileceğim birçok alan var. Her birinde farklı yaşantılar ama özünde aynı ben var. Birçok farklı hikâyenin kahramanı olabileceğim bir kitabı seçebilirim bu kütüphanede. Eminim birçoğumuz böyle önemli kararların eşiğindeyken kendi Gece Yarısı Kütüphanelerimizde buluyoruz kendimizi. En çok aklıma takılan soru şu. Seçeceğim kitabın okuru mu yoksa yazarı mı olacağım? Ya yaptığım seçimler “en iyisi” olmazsa…

 

Kıyıdan Ötesi

Şimdi biraz da seçtiğimiz hayata doğru ilerlediğimiz o anı düşünelim. Yani o açık pencerenin ötesine, kıyının diğer tarafına geçtiğimiz zamanı… İşte bu kısımda çok severek izlediğim bir dizi olan Good Place’ten biraz bahsetmenin vakti bence. Good Place bize yaşamdan sonra İyi Yer ve Kötü Yer adlı iki farklı yer olduğunu, yaşamımız boyunca yaptığımız iyiliklerden kazanılan ve yapılan kötülüklerden kaybedilen puanlar sonucu bu iki yerden birine atandığımızı anlatan bir bilim kurgu. Bu aktarım, dizinin çok kısa bir özeti elbette.

Dört sezon süren bu dizi, içinde çeşitli felsefi ögeler de barındıran bir absürt komedi dizisi aynı zamanda. İşte baş kahramanımız Eleanor’un İyi Yere’e gitmesiyle başlıyor bu dizi. Olaylar Eleanor’un Kötü Yere ait olmasını düşünmeye başlaması ve ortamdaki bazı diğer “aksaklıklarla” beraber iyice karmaşık hale geliyor. Bazı noktalarda Eleanor yaptığı “kötü” davranışlarla yüzleşip aldığı kararları da sorguluyor. Dizi ne kadar yaşamdan sonrasını anlatıyor olsa da böylece yaşamımız için de bazı sorgulamaları sunuyor bize. Ben de dizideki bu puan konusunu biraz farklı bir bakışla ele almak istiyorum. Yaşamdan sonra değil, yaşamın içerisinde gideceğimiz yolu belirleyen puanlar olarak…

Bahsettiğim üzere dizide yaptığımız her davranışın bizi İyi Yer/kötü Yer arasında bir yere yerleştirmesine yol açacak bir puan karşılığı var. Instagram’da bir arkadaşımızın fotoğrafını beğenmenin bile… Burada başka bir soruda buldum kendimi. Ya yaptığım her tercihin gerçekten buradaki gibi hayatımı etkileyecek bir puanı olsaydı… Acaba her zaman en yüksek puanlı olup “en iyi” görüneni mi seçerdim? Yoksa yine de yapmak isteyeceğim başlangıcın peşinden mi giderdim?

 

Yeni Başlangıçlar ve Doğru Seçimler

Evet şimdi başladığım noktaya geri dönüyorum. Yeni başlangıçlar sandığım kadar kolay olmuyormuş sevgili okurum. Hayatımızın hangi noktasında olursak olalım devamlı kararlar veriyor ve yeni şeylere başlıyoruz. Misal bu yazıyı yazmaya başladığım an da psikoloji bölümüne kayıt yaptırdığım an da yeni birer başlangıçtı benim için. Hatta blog ekibinde yeni döneme ekip lider olarak başlamak da en önemli başlangıçlarımdan biriydi. Söylemeliyim ki üçü de bir yerde çok da kolay olmadı. Kimi zaman “Acaba başka bir bölüm okusaydım nasıl olurdu?” diye düşündüğüm de oldu. “Bunu değil de öbür konuyu mu yazsaydım?” ya da “Yazarlığa devam mı etseydim acaba?” dediğim de…

Her biri benim Gece Yarısı Kütüphanemde elime alacağım yeni bir kitabın, içine sızacağım yeni bir hayatın başlangıcıydı nihayetinde. Bir başlangıç diğerlerine yol açacağı için “en doğrusunu” seçmek zorunda olduğumu düşündüğüm birçok zaman oldu. Eminim birçoğunuz hayatınızın en azından bir döneminde benimle bu düşünceyi paylaşmışsınızdır. İşte böylece tıpkı İyi Yer’e götüren puanları toplar gibi en yüksek puanı toplamaya çalıştığımı fark ettiğim zamanlar da oldu. Tabii bu da beni nihayetinde bu yazıyı yazmaya yönlendirdi.

 

Pişmanlıkların Yeri

Nora almadığı kararların pişmanlığını yaşarken Eleanor ise aldığı kararların pişmanlığını yaşıyordu. Ben ya da gerçek dünyadaki her birimiz ise bu iki karakterin iç içe geçmiş versiyonlarını yaşıyoruz. Almadığım bir kararla geride bıraktığım başlangıçlar ve aldığım kararların getirdiği başlangıçlar… Bu noktada en önem verdiğim konu şu: Bir başlangıca dair duyduğum sadece korku ve pişmanlıksa belki de kendime haksızlık ediyorumdur. Elbette aldığım her kararın birer puanı olmasını istemezdim. Ama bütünleşik bir hale gelip hayatıma eninde sonunda etkide bulunduğunu görebiliyorum. Bunlardan dolayı her birimizin endişe duyuyor olmasını da gayet olağan karşılıyorum sevgili okur.

Önümüzde birçok yeni başlangıç bizi beklerken hangi kararlarla nasıl bir başlangıca yol alabileceğimiz elbette kaygı verici olabilir. Ama sanıyorum kendi hikayemizi yazabilmek en heyecan verici olanı. Buna odaklandığımda ve kendi puanlarımı kendi isteğimle toplayabildiğimi fark ettiğimde, endişemin de bana yol gösterici olabileceğini görüyorum. Gördüklerim de bana şunu söyletiyor: Yeni bir başlangıç zorlu ve mücadele dolu görünse de bu kısmını aşıp meyvesini aldığım kısma doğru yol alabilirim. Nihayetinde bu kitabı ben seçtim.

Yeni Bir Başlangıç Daha

İşte şimdi de yepyeni bir başlangıç daha önümüzde duruyor. Yapacağımız, yapmayacağımız, seçeceğimiz ve hatta seçmeyeceklerimizle dolu koca yeni bir yıl… Dilerim bu yeni başlangıç da senin kitabının en merakla okuduğun, pardon yaşadığın, bölümlerinden biri olur. Artık kütüphanemden ayrılma vakti geldi sanıyorum. Sonraki yazılarımızda görüşmek üzere, sevgiyle kal.

Damla Akkuş

Editör: İrem Ülkebay