Sevgili okurum, bugünkü yazımı okurken nasıl olduğunu, yazımı hangi şartlarda okuduğunu merak ediyorum. Dinlenme üzerine konuşalım. Yazın gelmesiyle birlikte sıcaklar en azından yaşadığım yerde, İstanbul’da çok arttı. Senden ricam eğer mümkünse yazımı okumaya başlamadan önce suyunu iç ya da yanına al. Bol su tüketmeyi ihmal etme. Maslow’un teorisinde, yemek, su, barınma gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılamadan üst piramitlere geçemeyiz. Ne okuduğumuzu anlarız ne de kendimizi gerçekleştirebiliriz.

O zaman, her şey tamamsa yazıma başlıyorum değerli okurum.

Dinlenme İhtiyacını Fark Etmek

Eğer öğrenciyseniz ya da bir iş yerinde çok yoğun çalışıp kendinize izin vermelisiniz. Temel ihtiyaçlarınızı karşılayacak kadar bile izin vermiyorsanız; tükenmeniz kaçınılmazdır. Bu sefer, hem kendinize hem de yaptığınız işe kızgın olursunuz. Size bu temel ihtiyaç molasını bile vermediği için. Aslında maalesef her okul, iş yeri o kadar esnek değil; çok zor şartlar altında çok yoğun çalışan bir sürü insan en alt piramidi geçemeden üstlere atlamaya çalışıyor. Peki nedir bu piramit meselesi?
’Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi’’ olarak da geçen bu teoride, Abraham Maslow geliştirilmiş bir insan psikolojisi teorisi ortaya attı. Bu teori, 5 basamaklıydı. En üst basamağında ise ‘kendini gerçekleştirme’ yazıyordu. En alttan, fiziksel ihtiyaçlardan başlayıp, güvenlik ihtiyacıdır. Daha sonra ait olma ve sevgi ihtiyacıdır. Değer ihtiyacı ve kendini gerçekleştirme olarak yükselen bu piramit; kendi ihtiyaçlarımızı fark etmemiz için harika bir kaynak olarak görüldü.

Peki bu ihtiyaçları biz nasıl fark edebiliriz, nasıl dinlenebiliriz?
Dinlenmeye ihtiyacımız olduğunu anlayıp ara vermenin, çok yoğun çalışmak kadar değerli olduğunu anlamamız gerek. Ve tabii ki, dinlenirken ne yaptığımızın da öyle. Örneğin, çalışma molasında 1 saat boyunca sosyal medyada gezinmek nedir. Zihnimizi pek de rahatlatmayacağı bellidir. Bunun yerine hiçbir şey yapmayıp duvara bakmak bile daha etkili bir dinlenme şeklidir.

 

Peki Nasıl Dinleniriz?

Dinlenme ihtiyacımızı Maslow’un piramidinden de yola çıkarak daha iyi anladık fakat nasıl dinleneceğimiz hala belirsiz. Elbette ki herkesin dinlenme şekli farklı, ama dinlenememe şeklinin benzer olduğu fikrindeyim. Telefonda sosyal medyada gezinmenin sadece zihinsel yorgunluğumuza sebep olduğunu düşünüyorum, ve ardından gelecek çalışmamızı da verimsizleştirdiğini.

Sosyal medyadan bahsetmişken, değerli blog yazarı arkadaşım Şeyma Yılmaz, Derin Çalışma ve Odaklanma yazısında bu konuyu çok güzel ele almıştı, okumanızı öneririm. Amerikan Psikoloji Derneği’ne göre zihnimiz, olması gereken şartların dışında bazı olaylara maruz bırakıldığında mind fatigue denen bir zihinsel yorgunluk yaşar. Bu olaylara aşırı stres, yorgunluk, sağlık sorunları olduğu kadar beslenme ve uyku düzensizliği de dahildir. Bana kalırsa, stres hem tüm bu sorunların tetikleyicisi, hem de sebebidir. Yaşadığımız modern toplumun zorunlu olarak görülen bir sonucu stresdir. Fark edemediğimiz kadar her yerindedir. Haftanın 6 günü çalıştığımız işten nefes alıp kendimize vakit ayırmak isteriz. Örneğin konsere gittiğimizde bile; aslında günü bitirmeye çalışmaya döner o konser deneyimi.

Ne Yaparız?

Uyanırız, keşke bilet almasaydım; evde uyurdum diye söyleniriz belki. Sonra duş alırız, şampuanın azaldığını görüp stres oluruz, yetecek mi diye düşünürüz. Sonra dişlerimizi fırçalarken diş etimiz kanar, dişçi randevumuzu hatırlayıp stres oluruz. Makyajımızı yaparken göz kalemi gözüme girecek mi stresiyle çok dikkatli davranırız.

Saçlarımızı dalgalı yaparken ise saçlarımızı yakma korkusuyla maşayı çok tutmayız, bu sefer de istediğimiz dalgayı veremeyiz saçlarımıza. Maşayı çok tutarsak yakarız çünkü. Konser için elbisemizi giyerken fermuarın zor kapandığını görüp stres oluruz, kilo almışızdır ve bu kiloyu veremeyeceğimizi düşünür zihnimiz. Sonrasında elbisenin kısa olduğunu görüp Türkiye’de yaşadığımızı hatırlarız, yine stres oluruz.

Nihayet evden çıkmışızdır fakat kapıyı kilitlerken yeniden açarız, maşanın fişini çekmiş miyizdir? Bir sürü kontrollerden sonra evden çıkıp metroya yürümeyi başarırız, metroda ise yürüyen merdivenlerde fuları takılıp ölen ablayı hatırlarız, aşırı dikkatli davranırız bir yeren takılmamak için. Sonra yer bulmaya çalışırız oturmak için, konsere nihayet vardığımızda ise şarkılar söylenirken dönüş yolunu düşünmeye başlamışızdır bile, ona stres oluruz.

Günün sonunda ne konser keyfi kalır ne de dinlenme vakti. Her şeye stres olmuşuzdur, endişelenmişizdir ve ertesi gün sabah 7’de kalkacak olmanın mutsuzluğu içinde uyuruz.

Peki bunu nasıl değiştirebiliriz ki?

 

Dinlenmenin Yönünü Değiştir

Az önce anlattığım, hayatımızın her köşesinde bulunan stres ve bunun sonucunda ortaya çıkan potansiyel kaliteli zamanı kalitesiz zaman haline getirmek dış faktörlere bağlı değildir çoğunlukla. Yani, neye nasıl tepki vereceğimizi biz seçeriz. Çok basit bir örnekle, diş etimiz kanadığında panikle soluğu dişçide de bulabiliriz; ya da sakin kalıp müsait bir zamanımızda dişçiden randevu alıp hayatımıza devam da edebiliriz.

Saçımıza maşa yaparken ‘’Saçımı yaksam en fazla ne olabilir, düzelir.’’ zihin yapısında olmak, bana kalırsa hem saçımıza daha güzel dalgalar katar, hem de bizim o andan daha çok keyif almamızı sağlar. Aynı zamanda saçımızı da daha çok sevmemizi. ‘’En fazla ne olabilir?’’ sorusunu duyduğumuzda beynimiz çeşitli felaket senaryoları üretir fakat  gerçeklik bu değildir. Bu, bir tür illüzyondur beynimizin yarattığı ve gerçekle hayal ürününü karıştırmamıza sebep olur. Örneğin, kilo verme yolculuğunda neden bu kadar kilo aldım diye düşünüp kendimize eziyet çektirip zayıflamak yerine yavaş yavaş verdiğimiz her kilodan keyif almak da bizim elimizdedir.

Bahsettiğim şey ‘’vardığın yoldansa asıl yolculuktan keyif al’’ mentalitesi değil sadece. Evet bu da var, ama hepsinin üstünde; neyden keyif alacağımızı bilmek. Örneğin, konsere gitmek keyifli bir aktiviteyse bunu eziyete dönüştürmemek, konsere gitme yolculuğunun keyifli olduğunu bilsek de dönüştürmemek. Bazen sadece bazı cümleleri bilmek, belirli bir mottoyu benimsemek yetmiyor. Onu kendi hayatımıza da uyarlamak gerekiyor.

O yüzden belirli basmakalıp cümleleri sevmiyorum ben, bana çok klişe ve gereksiz geliyor. Ayrıca, bu stres ve koşuşturmacadan beslenen insanlar da var bence, sözüm onlara değil. Ben onlardan değilim ama onlardan olsaydım eğer bu yazıyı hiç beğenmezdim. Benim asıl hitap ettiğim kitle bunu yaşamak istemeyenler ve bunu nasıl yapacağını bilemeyenler, benim gibiler.

 

Kişiselleştir

Bana kalırsa dilediğin kadar kişiselleştir kendi hayatını. Başkaları süslü tabaklarda yemek yiyor diye sen onu seçme, eğer sadeliği seviyorsan. Ve dışarıdan mükemmel gibi görünen hiçbir hayatın öyle olmadığını hatırla, insanlar dışarıya en iyi versiyonlarını yansıtır genelde. Stres olduğun konularda yalnız değilsin, kendi hayatını kişiselleştir ve başkalarıyla kıyaslama bence.

Stresli hissettiğinde sosyal medyaya dalma, bu stresini almayacak. Böyle anlarda görselleştirme tekniğini de uygulayabilirsin. Görselleştirme tekniği, kişinin kendini mutlu ve rahat, huzurlu hissettiği bir anı düşünüp hayal kurması, kendini o anda görmesidir. Bu, kişinin hem o hayaline daha rahat ulaşmasını sağlar, hem de fiziksel anlamda da sakinleştirir. Bu tekniğin, kişilerin kolesterol seviyesini, kan şekerini düşürdüğü ve sakinleştirdiği bilinmektedir.

Son olarak sevgili okurum, sana ne iyi geliyorsa; seni ne sakinleştiriyorsa onu bul. Bulduysan ona tutun ve onu yapmaya devam et. Bunun seni çok farklı yerlere taşıyacağına eminim, en önemlisi de dilediğin yere.

Editör: İrem Ülkebay