Merhaba sevgili okurum. Bugün size hayatın hem çok içinden olan hem de bunu pek de kabullenemediğimiz bir olgudan bahsetmek istiyorum. Hata yapmak. Bu yazımın amacı, kendimde de oluşturduğum hata yapmama üzerine kurulu yüksek beklentimi biraz olsun aşabilmek ve biraz olsun içini rahatlatmak. Eğer hazırsan başlayalım.

 

Alan Tanımamak

Geriye dönüp baktığımda, hata yapmamak için kendimi ne kadar kısıtladığımı ve bunun sonucunda daha az hata yapmadığımı; tam tersine, kendimi gerçek dışı bir beklentiye sokarak sadece stres yarattığımı fark etim ve bu kısa bir süreç olmadı. Sonra ise neden böyle bir beklentiye girdiğimi düşündüm, insan doğasında hata yapmak vardı.

Hata yapma, yanılma, bir şeyleri karıştırma hakkını kendimizde görmediğimiz sürece bitmek bilmeyen bir kısır döngüde buluruz kendimizi. Önce kendimizi suçlarız. Sonra hata yaparız, daha çok suçlarız ve olumlu giden işleri bile göremez oluruz. Bu döngüyü nasıl kırarız peki?

 

Hatalarımızın Yarattıkları

‘’Hata’’ denildiğinde, aklımızda canlanan ilk imge olumsuz olsa da toksik olumlama yapmadan, gerçekten hatalarımızın yarattığı başka şeyleri görebilir miyiz istersek?  Bence evet.

Hata, sözlük anlamı gereği ‘’yanılmadan doğan durum, yanılgı’’ anlamına gelir. Peki yanılmadan doğan bir durum her zaman yanlış bir sonuç mu doğurur?

Bu sorunun cevabını, sanatçı Erik Kessels’in oluşturduğu bir sergiyle görebiliriz. Hollandalı sanatçı Erik Kessels, sanatında mükemmelden uzaklaşmanın doğru olduğunu savunup kendisinin  ve diğer sanatçıların ‘’kusurlu’’ olarak nitelendirebileceği parçaları bir araya getirdi bu sergi için. ‘’ Fabulous Failures’’(Muhteşem Hatalar ) isimli bu sergi, hataların farklı şartlar altında ve farklı perspektiflerden incelendiğinde aslında hata olarak nitelendirilmekten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor bizlere. Eğer bu hataları benimseyip sergilemekten çekinmezsek, çok farklı güzellikler sunabileceğini gösteriyor.

 

Tekrarlayan Hatalar ve Çaresizlik Duygusu

Sürekli aynı hataları tekrarlıyorsak ve kendimizi sürekli başladığımız yerde buluyorsak? Hep aynı yollardan gidip farklı sonuçlar almayı umuyorsak. Evet, bu bir tür çaresizlik hissine yol açabilir. Hep böyle devam edecekmiş gibi hissederiz. Notlarımız bir türlü yükselmiyorsa, yükseldiğinde de tekrar düşüyorsa, verdiğimiz kiloyu koruyamıyorsak, hafta içi devam ettirdiğimiz diyeti hafta sonu bozuyorsak. Peki bunun gibi kısır döngülerde ne yapmak gerekir? Modern toplumun bazen bireyselliğe fazla önem vermesi sonucu ‘’boşverme’’ olgusuna dayanıp ve ders çalışmayı, diyeti bırakmak mı?

Ya da belki hafta sonu bozulan diyeti, cuma geldiğinde hissedip yapılan kaçamakları minimal düzeye indirmek mi? Hafta sonu neden kaçamak yaptığımızı ya da yediklerimizi neden ‘’kaçamak’’ olarak değerlendirdiğimizi bulmamız gereklidir belki. Beynimizde hata ile kaçamağı eşleştirdiğimizde, sürekli hata yapıyormuşuz hissine kapılırız. Fakat bunlar birebir örtüşen kavramlar değillerdir. Bir kavramın birden fazla eşleşmesi vardır, kaçamak yapıp kilo da verebilirsiniz mesela. Hiç hata yapmamaya odaklanmak yerine kendimize katı kurallar koymak. Yaptığımız diyete ve hayatımızdaki bu katı alanlara neden bu kadar önem verdiğimizi düşünmek de çaresizlik duygumuzu hafifletebilir. Bazen bir şeye o kadar odaklanırız ki, diğerlerini göremeyiz. Sürekli hata yapıyormuşuz gibi bir yanılgıda oluruz.

Örneğin, kahve bardağımızın altındaki kahvenin çalışma masamıza bıraktığı ve geçmeyen izlere o kadar odaklanmışızdır ki;

bunların aslında bir sanat eseri meydana getirdiğini göremeyiz. Buna hata yapma sanatı da denebilir belki… Ayrıca,  göremediğimiz zamanlar da çoktur.

‘’Çocukluk Hataları’’

Çocukluğunuzu düşünün… O dönemde yaptığınız hatalar ne kadar ciddiydi, insanlar şimdiki kadar önemsiyor muydu bu hataları? Hayır, çünkü dünyamız daha küçüktü. Büyüdükçe ciddileşti ve çevremiz genişledi. Bazılarımız meslek sahibi olduk ve kendimize eskisi kadar alan tanımamaya başladık. Bahsettiğim şey suç değil, evet suç olgusu çok daha farklı bir konu.

Bu hatalar her konuda olabileceği gibi, aşk kadar güçlü bir duyguda daha fazla olabilir. Geçmişte yaşadığımız acılar, ayrılıklar çoğu zaman pişmanlıklar getirerek gelir bize. Bu konuda çok sevdiğim blog yazarı Ceren Gündüz’ün kaleminden bir yazı bırakıyorum buraya. 

Diğer yandan, kendimizle ve hatalarımızla ilgili acımasız eleştirilerimizde küçüklüğümüzü ve onun hassas yanını unutuyoruz. Onu nereye gidersek gidelim yanımızda taşıyoruz, çoğu zaman bunu unutsak da hata yaparak gelişiyoruz. Nasıl hayat devam ediyor ve biz büyüyorsak; yaptığımız hatalar da artacak. Bunun bir telafisi ya da çözümü yok. Bu gerçeği kabullenip hayatımıza devam edersek eğer ve gerçekten hatalarımızı benimser, onlar için bahane üretmezsek, bence o zaman gelişebiliriz. Sadece unutmuş, karıştırmış olabiliriz. Bunun için ekstra büyük olaylar olmuş olması ya da bilinçli yapılmış olması gerekmez.

Bahsetmek istediklerim bu kadardı sevgili okurum. Umarım bu yazım size hata yapma konusunda kendinize alan tanımanızı sağlar. Kendinize çok iyi bakın!

Editör: İrem Ülkebay