Merhaba sevgili okurum. Bugünkü yazımı okumaya başlamadan önce, yazımın başlığını gördün ve bu çok tanıdık duygu olan korkularımız ile ilgili ne söyleyeceğimi düşündün belki de. Burada hissettiğin, yani umarım hissetmişsindir, merak duygusu da konumuzla bağlantılı. Aslında tüm hepsinin temeli aynı yere bağlanıyor ama buna yazımda değineceğim. İyi okumalar!

Nasıl İşliyor?

İnsan beyninde, limbik sistemi denilen bir yapılar kompleksi bulunuyor. Bu limbik sistemi ise, insanın en eski zamanlarından kalma bir yapı. Duygusal tepkilerimizden ve hafızamızdan sorumlu aynı zamanda. Bu yapının içinde amigdala denilen bir bölge var. Limbik sistemi hafızadan sorumluyken, amigdala ise tehlike hafızasından sorumludur. Hayatta kalma içgüdümüz, kaygılarımız ve hatta karar verme mekanizmamız bile amigdala denilen bölgeye bağlı. Peki ya amigdalamız olmasaydı?

 

Korku Hissedememek

Iwon Üniversitesi’nde, çok ilginç ve insanlık tarihinde ilk sayılabilecek bir vaka tespit edildi. Bu vaka, korku duyamayan bir kadınla ilgiliydi. Bahsedilen kadının beyninde amigdala bölümü yoktu ve karşı karşıya kaldığı hiçbir korkutucu ya da rahatsız edici olay onda bir etki yaratmıyordu. Daha sonrasında ise, birçok deneme sonucunda amigdalası olmadığından dolayı hiçbir korku hissedemeyen kadının kanındaki karbondioksit miktarı arttırıldı. Bunun sonucunda, kadında daha önce hiç gözlemlemedikleri kadar şiddetli bir korku gözlemlediler; kadın bağırıyordu, çığlık atıyordu. Daha önce hiç hissetmediği bu korkunun kendisinden bile korkuyordu. Peki amigdalası olmayan bu kadın, bu duyguyu nasıl hissetti?

 

İçgüdülerimiz

Kadının hissettiği bu korku duygusu, insanlığın evrimleşmesinde çok eskiye dayanan beyincikten kaynaklı içgüdüsel bir korkuydu. Asıl ilginç olan ise, bu duyunun biyolojik şekilde ortaya çıkmasıydı. Peki içgüdülerimiz korkularımızı ne kadar belirler, bizi korur mu?

Son zamanlarda sosyal medyada sıkça çok yüksek gökdelenlerin tepesinde ekipmansız dolaşan insanların videolarını görüyorum. İzlerken bile ürperdiğimi hissediyorum ve bunu nasıl yapabildiklerini merak ediyorum. İzlerken ürpermenin bir sebebi de, bir deneyde kanıtlandı aslında. Deneyde, kadına şok verilen diğer deney gönüllüleri gösteriliyor; kadın ise kendisine şok verilmeyeceğini bilse de terlemeye başlıyor, çeşitli tedirginlik belirtileri gösteriyor. Bu çok yaygın bir duygu aslında, empatiye de çok yakın sayılır bence.

Bahsettiğim parkurlarda ekipmansız dolaşan, hayatını riske atan insanları izlerken aklıma içgüdüsel korku meselesi geliyor. Bu insanlar bunun gibi bir korku hissetmiyor mu, yoksa hissettikleri ve hissetmek istedikleri adrenalin daha mı baskın geliyor? İkinci seçenek gibi; çünkü en ilkel insanda bile, bahsettiğim korkusuz kadında bile bir çeşit içgüdüsel korku bulunmakta, beyinciği olan her insanda olan bir korku. Ayrıca deneyin sonunda bu kadının ismi verilmiyor, paylaşılmıyor. Nedeni ise korkusu bulunmadığından ona gelebilecek zararı önlemek istemeleri. Yani, korkusuz olması ona direkt zarar vermese de dolaylı olarak zarar verebilir diye düşünülüyor ki bence haklılar.

 

Uykudaki Korkularımız

Uyanıkken korktuğumuz yetmezmiş gibi uyurken de çok korkabiliyoruz. Aslında ikisi birbirinden bağımsız değil, uyanıkken yaşadıklarımız uykumuzu etkiliyor. Örneğin, karabasan. Kabus değil sadece, karabasan daha farklı. Karabasan sırasında, her şeyden aniden korkma hissi yaşarsınız. Hayatımda çok az tecrübe ettim ve bir daha yaşamak istemiyorum. Uyandığınızda korkudan kıpırdayamıyorsunuz bile ve çoğu zaman gerçek dışı düşüncelere ve kaygılara kapılabiliyorsunuz. Kapının ardından biri çıkacakmış gibi hissettiriyor bu, zarar görecekmişsiniz gibi.

Uyurken hep güzel şeyler düşün derdi annem bunun için, sonra gerçekten işe yaradığını fark ettim. Bazı zamanlar kapı ardına kapı kapandığını hayal ederdim. Bu düşünce nereden geldi bilmiyorum ama kapanan her kapının arkasında başka güzellikler olduğunu da hayal etmiştim. Soyut anlamda değil sadece, müthiş güzellikte bir bahçe var, kapısı kapanıyor; sonra bambaşka muhteşem bir yer çıkıyor, orasının da kapısı kapanıyor. Küçükken uyumak için kafamda kurduğum tüm bu şeyler çok nostaljik geliyor şimdi. Karabasanlar, kabuslar arttı büyüdükçe ama uzun zamandır yok gibiler. Tam olarak nedenini bilmiyorum ben de sevgili okurum, çok bilimsel konuşmak da içimden gelmiyor şu anda. Yazımı burada noktalamak istiyorum, saat çok geç oldu. Umarım özellikle küçükken gördüklerim gibi güzellikler görürüm rüyamda, uyuyabilirsem.

Sana da tatlı rüyalar diliyorum, eğer gece okuyorsan. Sabah okuyorsan da yine de tatlı rüyalar.

Ada Nuhoğlu

Editör: İrem Ülkebay