Merhaba sevgili okur. Bugünkü yazımda halihazırda 10 Mayıs Dünya Psikologlar Günü’nü kutlarken, sizlere psikolojik destek alma sürecinde yaşanabilecek durumlardan bahsedeceğim. Bu yazdıklarım benim kendi tecrübelerim ve gözlemlerimi oluşturmaktadır. Umarım yazdıklarım sizin bu sürece ilişkin aklınızdaki soruları giderir. Keyifli okumalar.

Kimler Psikolojik Destek Almalıdır?
Aslında bana kalırsa ülkece stres içerisinde geçen bu dönemlerimizin gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda imkanı olan ve zorlandığını düşünen herkes psikolojik destek almalıdır.
Bizlerde klasik bir kalıp vardı: ‘’Deli miyim ben psikoloğa gideyim?’’ Ben bu düşüncenin özellikle pandemi döneminden sonra kırıldığını düşünüyorum. Çünkü pandemi bizlere kendimizle ilgilenme fırsatını verdi .Bu hem avantaj hem bir dezavantajdı. Çünkü kendinin farkına varan insan sorgulamaya başlar. Kendisini çevresini ve yaşadıklarını…. Bu sebeple sorunları da fark eder. Ancak sorunlarla nasıl başa çıkması gerektiğine dair bilgiler bazılarımıza çocukken verilmemiştir. Annesinden babasından tutarlı ve yeterli ebeveynlik görememiş olanlarımız var. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak yalnız kalmışlarımız var.
Günümüzde sosyal medyada nasıl ebeveyn olunacağı veya olunmayacağı üzerine içerikler görüyoruz. Ya da içimizden okumaya araştırmaya meraklı olanlarımız çocuklukta başına gelenlerin anlamını araştırıyor. Psikoloji bilimiyle ilgili bölüm okuyanlarımızın başına çokça gelen bir olay vardır: Farkındalık. İşte farkındalık her şeyi değiştirir. Belki teşhisini ve tedavisini bilemez ancak bir problem olduğunun farkına varır. Bu patolojik olmak zorunda değil. Aşamadığı zorluklar vardır insanların, içinden çıkamadıkları. Bazen kimseye anlatamayacak kadar bastırmış olanlarımız vardır yaşadıklarını, bazen anlatabilse bile dinleyecek birisini bulamayanlarımız.
Her şeye rağmen bir yerden başlama cesaretidir mühim olan.
Benim bakış açım her şeyi bozukluk, her şeyi patoloji olarak tanımlamaktan öte bir bakış açısı. İnsanız, bazı zorluklar yaşıyoruz. Duygularımızı, yaşadıklarımızı anlamlandırmada başkalarına ihtiyaç duyabiliyoruz. Tabii ki profesyonel kişiler olmalı bu başkaları. Çünkü işini gerçekten iyi yapmayan insanlar da var bu alanda tabi her alanda olduğu gibi. Şimdi biraz da bu konudan bahsetmek istiyorum.
Psikolojik Danışma / Psikoterapi Sürecinde Başımıza Neler Gelebilir?
Diyelim ki online veya yüz yüze bir psikolojik danışma seansına girdiniz. Her şey mükemmel olmayacak. Bunu birinin size söylemesi gerek. Çünkü en başta bizler ön görüşmeye kadar bin bir stresle geliyoruz. Sürekli şunu düşünüyoruz: Süreç bize iyi gelecek mi? Seans ücretlerini maddi açıdan karşılayabilecek miyiz?
Süpervizyon eğitimlerinde, psikoterapistin oturuşundan konuşma şekline kadar her durumun nasıl olması gerektiğini öğretirler. Ancak tüm bu eğitimlerin içeriğini bilmeyen danışanlar bazen psikoterapistlerin bazı davranışlarını yanlış olmasına rağmen sineye çeker. Yani özellikle ücretsiz bir danışma süreciyse bazı şeyleri görmezden gelmesi gerektiğini düşünebilirler. Ancak bu durum, danışmanların seanslara devam etmesini zorlar. Örneğin seans sırasında telefonu çaldığında bir saniye deyip 15 dakika boyunca telefonla konuşmaya başlayan bir terapist ile karşılaştığınızı düşünün. Bu durumu sineye çekip devam mı edersiniz yoksa bunu terapiste açıkça söyleyip çözmeye mi çalışırsınız? Ya da bir daha seansa gelmeyerek bu danışma sürecini sonlandırır mısınız?
Yani benim buradaki görüşüm şu ki danışmaya bin bir zorlukla gelen danışanların işini daha da zorlaştıran ve kendini hala profesyonel bir iş yapıyor olarak görenler var. Bu bence çok çok üzücü bir durum.
Bir de artık özeldeki seans ücretlerinin yüksekliğinden kaynaklı bazı danışma merkezleri seans sürelerini 20 dakikaya indirip ücreti azaltmış, aldığım duyumlara göre. İşte durumun vahameti ortada. Bir kişi 20 dakika içinde hangi problemlerini anlatabilir? Süre kaybı yaşanmasın diye neleri anlatmaktan vazgeçebilir?

Bir başka durumsa kendisinin yargılandığını fark eden çaresiz danışanların durumu. Psikolojik danışma becerilerinden biri olan koşulsuz olumlu kabul ilkesi var. Bu durumda danışman danışanın getirdiği duruma karşı önyargısız olmalıdır.
Örneğin eşcinsel bir danışanı ele alalım. Bu kişinin homofobik (böyle danışmanlar da var meslekte) bir psikoterapiste gittiğini düşünün. Bu kişiye karşı baştan itibaren bir önyargı ile yaklaşırsa danışanın yaşayacağı zorluklar öngörülebilir. Ancak psikoterapistin burada takınması gereken tavır kendisindeki önyargıları fark edip hem bunun üzerinde çalışmak hem de gelen eşcinsel danışanı bu süre zarfında başka bir terapiste yönlendirmek.
İyi Araştırmak ve Bilinçli Olmak
Burada biz danışanların da takınması gereken tavır bence iyi araştırmak ve bilinçli olmak. Çünkü hem bizi terapi sürecinden uzaklaştırır hem de ileride başka kişilerden alacağımız terapilere bakışımızı olumsuz etkiler.
Terapi sürecinde bize terapinin hiçbir yararı olmadığını da düşünebiliriz.”Hep ben anlatıyorum, hiçbir şey söylemiyor” diye düşünebiliriz. Bu durumlar terapide sık rastlanan durumlardır. Böyle bir düşünce içinde olduğumuzda bunu terapistimize açmalı ve açık iletişimde olmalıyız.
Burada yazılarımızda zaman zaman değindiğimiz bir projeden bahsederek yazımı noktalamak istiyorum. Öğrenciler için psikolojik destek almayı kolaylaştıran bir proje var: Seans Destek Projesi.
Bu projeyle ilgili daha fazla bilgiye ulaşmak isteyenler buraya bakabilirler. Bizzat danışma aldığım bir yer olduğu içim gönül rahatlığıyla önerebilirim. Sürece dair sorularınızı yorumlarda belirtebilirsiniz.
Ayrıca psikolojik destek almanın psikolojisiyle ilgili görüşlerinizi belirtmeniz bizi mutlu eder. Başka yazılarda görüşmek üzere.
Şeyma Yılmaz
Editör: İrem Ülkebay