Sevgili okurum, bugünkü konumuz son zamanlarda sinemada çok popüler olan bir film: Tersyüz.

Tersyüz ilk filminde bize Riley’in çocuk halini göstermişlerdi. Yeni çıkan devam filminde ise onun ergenliğine şahit oluyoruz. Özellikle de, ilk filminde sadece Neşe, Öfke, Üzüntü, Tiksinti, Korku gibi temel duygular vardı. Şimdi, onların yanına Kaygı, Utanç, Gıpta ve Bıkkınlık gibi yeni duyguların da eklendiğini gözlemliyoruz. Bir ergenin hayatına doğrudan bir bakış açısı sunmamızı sağlayan bu duygular aracılığıyla da Riley’in iç dünyasını gözlemleyebiliyoruz.

Bu film hakkında pek çok şey yazılıp çizildi. Bir kız çocuğunun zihninden duygularını tanımak çoğu kişiye oldukça ilgi çekici geldi. Kimi blog sayfaları filmdeki duyguları ele aldı, kimisi Riley’in değişimini. Benim ele almak istediğim nokta da çok farklı değil. Filmi izlerken dikkatimi en çok çeken şeyi anlatacağım size, belki de bakmayı kaçırdığımız bir yeri. Riley’in ebeveynlerini.

Riley’in  hayatında olup bitenlerle uğraşırken ebeveynleriyle kurduğu iletişimi de gözlemliyoruz. Hatta bir sahnede, anne ve babasının zihninin içini görüyoruz, oradaki duyguları. Animasyon versiyonlarıyla yaşlanmışlar, Riley gibi genç değiller. Annesinin duyguları daha bir panik hali içerisinde, babasınınkiler ise daha rahat; konuşulanları tam olarak duymuyor bile. Sahnenin en sonunda ise Riley’in öfke duygusu baskın geliyor ve yemeği terk ediyor.

Bu sahne, serinin ilk filminden bir kesit. İkinci seride ise, aynı yemek sofrası sahnesi başka bir şekilde geliyor karşımıza.

Bu iki sahneye baktığımızda, ikinci sahnede Riley’in umursamaz tavırlarını ve iletişimsizliğini görebiliyoruz. İlk sahnede, Riley çocukken kızgın da olsa duygularını açıyor, ve en sonunda bir tepki koyuyor. Ebeveynlerinin duygularının ise daha yaşlı olduğunu gözlemliyoruz, Riley’in duygu değişimlerine adapte olmakta daha becerikliler. Belki de burada sormamız gereken soru, insan yaşlandıkça duygu değişimleri kontrollerini daha mı iyi yönetir?

 

Yaşlanan Beyin ve Duygu Yönetimi

Susan Chlarles, Californa Üniversitesi’nde psikolog olarak görev yapıyor. Bu görevi dahilinde ise her yaş grubundan insanın öfke, üzüntü, heyecan gibi duygularını ve onlarla özellikle yaşlılıkta nasıl başa çıktıklarını araştırıyor. Bu araştırmalar sonucunda ise arkadaşları ile birlikte yaşlı insanların duygusal refah seviyelerinin gençlerden daha yüksek olduğu olgusuna varıyorlar. Aynı zamanda daha belirleyici sosyal ilişkilerinin varlığını. Bu araştırmayı okurken, aklımda canlanan en büyük soru bu araştırmayı yapmaya nasıl karar verdiği olmuştu. Bu sorumu ise, şu cümlesi özetliyor Chlarles’ın:

‘ Laura Carstensen’dan ders aldım. Kendisi, yavaşlama veya gerileme görülebilecek fiziksel zindelik ve bilişten farklı olarak, duyguları deneyimleme ve onları düzenleme becerilerimizin yaşla birlikte daha iyiye gittiğini, en kötü ihtimalle aynı kaldığını keşfediyordu. Yaşlanma süreciyle ilgili, bir  ‘’düşüş’’ ile tanımlanmayan bir süreci inceleme fikrine aşık olmuştum.’

 

Riley’in anne babası ve olaylara tepkileri canlanıyor gözümün önünde.  Kızlarının ani ruh değişimlerine nasıl uyum sağladıkları ve onu güvende tuttukları. Yaşlanma sürecini genel olarak bir düşüş dönemi olarak gören toplumumuza iyi bir örnek oluyor bu diye düşünüyorum. Bununla birlikte, çok ilgi çekici bir konu özellikle gelişim psikolojisi için.

Ada Nuhoğlu

 

Riley Artık 12 yaşında ve ergenliğin başlarında olan bir genç kız demiştik . Bu sebeple daha karmaşık duygular içerisinde. Bizler de film boyunca onun ergen zihninde olanlara şahit oluyoruz. Film boyunca görmüş olduklarımızın özeti şu: kaygı kontrolü ele aldığında ortaya neler çıkar?

 

Ne oldu da kaygıya ihtiyaç duyuldu? 

Riley’in bebekliğinden itibaren ona eşlik eden Korku duygusu, onu şu anda başına gelebilecek tehlikelerden koruyordu. Ancak Riley artık bir ergen olduğu için zihni daha karmaşık bir hale geldi. Kaygı ise şu anda görünmeyen ama ileride ortaya çıkabilecek olan tehlikelerden korumak için ortaya çıktığını iddia etti. Tüm plan ve program başına gelebilecek kötü senaryoları dikkate alarak oluşturulmaya başlandı.

 

‘’Zihnimizi kaygı yönetmeye başladığında daha az neşe hissederiz.‘’ Başka bir deyişle, kaygı bizi sürekli en kötü senaryoyu düşünmeye çalışarak mutsuz olmaya iter. Kaygı kontrolü ele aldığında aynı filmde olduğu gibi ilk başlarda kişiyi koruyor gibi görünse bile sonradan işler rayından çıkar. Her şeyin olabilecek en kötü ihtimalini düşünmek kişiyi neredeyse paranoyaya sürükler.

Riley’in  hokey kampı esnasında bir anda aşırı hırsa kapılıp arkadaşına zarar vermesi sonucunda kenara alındığında zihninden geçen felaket senaryolarıyla birlikte neredeyse panik atak geçirdiğini gözlemliyoruz. Bu esnada Kaygı, Riley’i hayatta tutmak için bütün diğer duyguları engelleyerek kontrolü eline aldığından dolayı sistemi tek başına çevirmek zorunda kalmıştı. Bu sebeple de zihin kontrolünde işler çığrından çıkmıştı. Peki burada kaygıyı kenara alıp işleri yerine koymak için ne gerekliydi? Tabii ki Neşe!

Neşe burada olumlu düşünceleri simgeliyor. Artık kötü senaryolardan çok,  iyi senaryoları da düşünmek ve buna göre hareket etmek için hatta bundan da önce, öncelikle Riley’i sakinleştirmek için gerekli olan en önemli şey. Tabii neşenin kontrolü tekrar ele alınması için öncesinde tüm duyguların birlikte bir görüntü verdiğini görüyoruz.

 

 

İşte hayatta da böyledir. 

Tüm duygularımızın bir amacı ve yeri vardır. Hepsi bizi hayatta tutmak için gereklidir ama bazen neşe daha da gereklidir. Tüm sistemi kaygının yönetmesi sonucunda ortaya çıkabilecek senaryoları gördük. Bu sebeple neden kaygı yerine neşeye bir şans vermiyoruz ki?

Çünkü deneyimsiz. Ergenlikte karşımıza çıkan olaylar fazlasıyla karmaşık ve korkutucu gelebiliyor tecrübesiz biri için.

Deneyimsiz olmamızın yanında kendimizi nasıl gördüğümüzü de önemli. Film boyunca vurgulanan benlik algısı kişinin tüm hayatını şekillendirir. Eğer kişi kendisini başarılı biri olarak görürse ve buna dair yeterince kanıtı da varsa yaşayacağı olaylarda tekrar başarılı olacağını düşünür. Ancak kaygı ile birlikte kişi kendini yetersiz ve başarısız biri olarak tanımlayabilir. Durumlara bağlı olarak başarılı veya başarısız olduklarımız vardır. Ancak, bunları tüm bir benliğe genellemek kişinin geleceğe dair öngörüsünü şekillendirir.

Riley’in benlik algısı, Kaygı yönetimi ele aldığından beri  büyük bir değişime uğramıştı. Ergenlikte bu zamana kadar oluşmuş olan benlik algısının olumsuz yönde değişmesi yetişkin hayatı için de tehlike demekti. Bu sebeple Neşe duruma el attı ve bu algıyı düzeltti.

Fakat film boyunca Neşe’nin engellenmeye çalışıldığını gördük. Çünkü Neşe, hayatı yeterince karamsar bir yerden görmüyordu. Kaygı’nın ürettiği senaryoların % kaçı gerçekleşecekti? Hayat bu kadar korkunç bir yer miydi?

Öyle ya da böyle tüm duyguların bir arada hareket etmesi gerektiğini ama bunlar Neşe´ nin kontrolünde olursa her şeyin daha güzel olacağını gösterdi bu film bize. Biz çok sevdik, umarız bu öğretici ve eğlenceli filmi siz de izleme fırsatı bulup seversiniz.

 

 

Şeyma Yılmaz