Herkese yeniden merhaba. Çok sevdiğim bir filmin inceleme yazısıyla karşınızdayım. Size bahsedeceğim bu film, Abbas Kiarostami’nin yönetmen koltuğunda oturduğu “Arkadaşımın Evi Nerede?”. Tarzıyla farkını ortaya koyan Abbas Kiarostami’nin başyapıtlarından biri olan bu film hakkında bir yazı yazmak benim için güzel bir deneyim olacak. Hadi başlayalım. Diğer yazılarımız için buraya tıklayabilirsin.

Kısa Bir Not

Belki bu yazıda spoiler olmasından endişe ediyor olabilirsiniz fakat filmin sonunu paylaşmayacağım. Filmde yer alan ve filme derinlik kazandıran pek çok ince detaydan sadece bazılarına değineceğim. İzlediğinizde bu durumun seyir zevkinizi olumsuz etkileyeceğini düşünmüyorum. Hatta filmi izlerken farkındalığınızın daha yüksek olacağına ve bazı detayları daha iyi yakalayacağınıza inanıyorum.

Sohrab Sepehri’ye Adanmış Film

Film, yönetmenin Köker üçlemesinin ilk filmi ve 1987 yapımı. “Arkadaşımın Evi Nerede?”, Sohrab Sepehri’nin “Dostun Evi Nerede?” adındaki şiirinden esinlenilerek karar verilmiş bir isim. Filmin başında da “Sohrab Sepehri’ye adanmıştır.” ibaresi yer alıyor. Sohrab Sepehri’nin şiirinde bulunan arkadaşlığa dair dokunaklı yaklaşım filmde de fark ediliyor. Bilirsiniz, bazı filmleri izlediğimizde içimiz sıcacık olur. Bu film de bana bu şekilde hissettirdi. Arkadaşlıkla, insani değerlerle ve sorumluluk bilinciyle ilgili üzücü pek çok durum günümüzde bu kadar yayılmışken bu filmdeki güzel mesajlara rastlamak beni çok mutlu etti.

Birbirine Karışan Defterler

Filmin baş karakteri Ahmed, 8 yaşında bir çocuk. Muhammed Rıza, Ahmed’in sınıf ve sıra arkadaşı. Bir gün öğretmenleri verdiği ödevi kontrol ederken Muhammed Rıza’nın ödevini defterine değil de kitabına yapmış olduğunu görüyor. Öğretmen onu azarlıyor ve bir kez daha bu durum tekrarlanırsa onu okuldan atacağını söylüyor. Muhammed Rıza bu duruma çok üzülüp ağlıyor. Ödevini defterine yapmasını ve filmin ilerleyen kısımlarında bir daha azar işitmemesini diliyoruz fakat olaylar biraz farklı gelişiyor. Ahmed’in ve Muhammed Rıza’nın defteri aynı olduğu için Ahmed yanlışlıkla onun defterini de alıyor ve durumu eve gittiğinde fark ediyor. Muhammed Rıza’nın okuldan atılmamak için ertesi gün teslim edilecek olan ödevi defterine yapması gerekiyor. Ahmed, Posteh adındaki uzak bir köyde oturan Muhammed Rıza’nın defterini ona ulaştırabilmek için büyük bir mücadeleye girişiyor. Biz de film boyunca bu inişli çıkışlı mücadeleye tanık oluyoruz.

Beni Duyuyor Musunuz?

Ahmed eve gidip arkadaşının defterini de aldığını fark edince annesine Posteh’e gidip defteri vermesi gerektiğini söylüyor. O sırada çamaşır yıkayan annesi Ahmed’e ödevlerini yapması gerektiğini, daha sonra dışarı oyun oynamaya çıkabileceğini söylüyor. Diğer çocukların ödevlerini yaptığını sadece Ahmed’in yapmadığını söylüyor. Kısacası Ahmed’in anlatmaya çalıştığı şeyi dinlemiyor ve yanlış anlıyor. Ahmed birkaç kez anlaması için söylediklerini tekrarlıyor ama işe yaramıyor. Ahmed’in yüzünden anlaşılmamanın ve üstündeki sorumluluğun vermiş olduğu endişeyi okuyabiliyoruz. Ayrıca annesi çelişkili davranışlar sergiliyor. Bir yandan Ahmed’e ödevini yapması gerektiğini söylerken bir yandan da sürekli bir iş verip onu ödevinin başından kaldırıyor. Mesela ekmek alıp gelmesini söylüyor. Ahmed de arkadaşının defterini gizlice yanına alıp ekmek almaya gidiyormuş gibi evden çıkıyor ve Posteh’e doğru yola koyuluyor.

Doğru Yolda Engeller

Ahmed’in defteri teslim etmek üzere çıktığı yolda sanki herkes ve her şey onu yıldırmaya çalışıyor. Önüne çeşitli engeller ve zorluklar çıkıyor. Ayrıca film boyunca Ahmed başkalarına bir şey anlatırken sesi çok az çıkıyor. Bence Ahmed, sesi bastırılan iyi insanları temsil ediyor. Gerçek hayata dönüp baktığımda toplum içerisinde yer alan “Ahmedler” olduğunu düşünüyorum. Bu kişiler iyi şeyler yapmak istiyorlar, sorumluluklarının bilincinde olup çevrelerindeki insanlara karşı duyarlı oluyorlar ve bazen bir başkası için zorluk çekmekten geri durmuyorlar. Üzücü fakat bu insanlar mücadelelerini çoğu zaman yalnız sürdürüyorlar. Toplum bazen onlara yürüdükleri yolun zorluklarından bahsediyor ve onları vazgeçirmeye çalışıyor. Bu insanlar doğru konuşsalar bile sesleri her zaman yüksek çıkmıyor. Tıpkı Ahmed’in sesi gibi… Filmdeki  Ahmed ve toplumdaki Ahmedler arasındaki bu benzerlikler üzücü de olsa gerçek ve düşündürücü. Zaten Abbas Kiarostami’nin tüm filmlerinde olduğu gibi bu filmde de temel amaç düşündürmek ve bunu pek çok unsur yardımıyla başarılı bir şekilde yapıyor.

Otorite Figürleri

Filmde anne, baba, dede, öğretmen gibi çocuk üzerinde etkili olan otorite figürlerini görüyoruz. Bu figürler çocuğa birey olarak değer vermekten uzak bir yerde duruyor. Örneğin bir sahnede Ahmed’in dedesi yanındaki bir adama çocukların hiçbir şey yapmasalar bile dövülmesi gerektiğini, bunun terbiye için gerekli olduğunu anlatıyor. Ahmed’in babası bence doğu ülkelerindeki kalıplaşmış “baba” figürünü temsil ediyor. Onu tüm film boyunca sadece bir sahnede görüyoruz ve o sahnede de hiç konuşmuyor. Ahmed’e ters ters bakıp radyoyu ayarlamaya çalışıyor. Ahmed’in annesi de yukarıda belirttiğim gibi Ahmed’i dikkatli dinlemiyor ve onu azarlıyor. Öğretmeni öğrencilerinin tüm hayatı okuldan ibaretmiş gibi davranıp ona göre bir tutum sergiliyor. Kısacası otorite figürleri çoğu zaman Ahmed’in hayatını zorlaştırıyor.

Toplumsal Gerçekler

Film, pek çok açıdan toplumsal gerçeklere ayna tutuyor. Örneğin filmde Ahmed’in Posteh köyünde karşılaştığı marangoz ustası köydeki bazı değişikliklerden yakınıyor. Yıllar önce tüm köyün kapılarını ahşaptan yaptığını ama artık bu kapıların demir kapılarla değiştirildiğini anlatıyor. Marangozun Ahmed’le konuştuğu sahnelerde aslında modernleşmeye bir gönderme olduğunu fark edebiliyoruz. Toplum birtakım yenilikleri benimsiyor ve bir kesim de bundan rahatsız oluyor. Ayrıca filmin çocuk karakterler üzerinden şekillenmesi de o dönemin İran’ının şartlarından kaynaklanıyor. İnsanların fikirlerini özgürce ifade edemediği bir ortamda yönetmen çareyi bu tarz bir filmde ve çocuk dünyasında buluyor. Böylece açık bir biçimde ifade etmese de toplumdaki bazı kanayan yaralara dikkat çekiyor.

Görünenden Daha Fazlası

Film, az sayıda diyalog ve olay olmasına rağmen çok fazla şey anlatıyor. Görünen basit durumların arkasında felsefi bir derinlik bulunuyor. Bu filmle ilgili benim en sevdiğim şey de bu diyebilirim. Küçük görünen şeylerin gerçek kıymetini keşfetmek hoşuma gidiyor. Ayrıca filmi izlerken insana, hayata, anlama dair düşünmek insanın kendi içinde farklı yolculuklara çıkmasını sağlıyor. Böylece film amacına ulaşmış oluyor. Bence bu tip bir filmi izledikten sonra insanın bi’durup nefeslenmesi, çıktığı fikirsel yolculuğu tamamlaması gerekiyor. Sonrasında? Sonrasında akılda filmin güzelliği kalıyor.

Defterin Akıbeti

Filmin sonunu söylemeyeceğimi yazının başında belirtmiştim. “Ahmed başka ne gibi zorluklarla karşılaştı, bunların üstesinden gelmeyi ve defteri arkadaşına ulaştırmayı başardı mı?” gibi bazı sorular aklınıza gelmiş olabilir. Bu soruların cevabını öğrenmek ve izlediğiniz güzel filmlere bir yenisini daha eklemek için bu filmi izlemenizi tavsiye ederim. Kim bilir, belki bu film sizin İran sinemasını keşfetmenizde ilk adım bile olabilir. Denemeden bilemezsiniz.

Bir Film Önerisi

Size bir film önerisinde daha bulunmak istiyorum. Bu film, yine Abbas Kiarostami’nin yönetmenliğini yaptığı “Kirazın Tadı” filmi. Benim en sevdiğim filmler arasında yer alıyor. Filmi belki önceden duymuşsunuzdur. Dünya çapında adını duyurmuş bir film. 1997 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü almış olması da bunun bir göstergesi diyebiliriz. Filmde baş karakter olan Badii, yaşamla ölüm arasında ince bir çizgide duruyor ve intihar ettikten sonra onu gömecek birini arıyor. Film boyunca bu amacı doğrultusunda farklı insanlarla olan diyaloglarına ve arabasıyla yaptığı yolculuğa şahit oluyoruz. Pek çok metafor ve detayla birlikte yine felsefi bir muhakemenin içine sürükleniyoruz. Bu filmi de kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Film hakkında biraz daha fikir edinebilmeniz adına buraya da filmin fragmanını bırakıyorum. Şimdiden iyi seyirler.

The End

Malum, filmler gibi yazılar da bitiyor. Biz de bu yazının sonuna geldik. Bu filmi izlemek ve hakkında bir inceleme yazısı yazmak benim için çok keyifliydi. Umarım sizin için de keyifli bir yazı olmuştur. Eğer bunun gibi çeşitli metaforlar içeren filmlerden hoşlanıyorsanız sitemizde yer alan şu yazıya da bakmanızı öneririm. Gelecek yazıda görüşmek üzere, hoşça kalın.

Yazar: Reyyan Muyan

Editör: Şevval Pektaş