Kendini beğenmiş veya kibirli olduğu düşünülen bir insana “egolu” denildiğine hiç şahit oldunuz mu? Ya da mütevazı olduğu düşünülen bir insanın “hiç egosu yok” diye anıldığına?.. Cevabınızın evet olması oldukça muhtemel. Çünkü günlük hayat içerisinde çoğu kişi ego ve benzeri tabirleri kullanmaktadır. Peki, siz bu tabirleri hiç sorguladınız mı? Yoksa neredeyse günlük hayatın olağan bir parçası haline gelmiş olan bu tabirleri olduğu gibi kabul mu ettiniz? Hatta bu konu hakkında hiç düşünmemiş olmanız da olası… İşte bu yüzden, bu yazıda ego üzerine düşüneceğiz. Düşünmekle kalmayıp doğru ve yanlışlarıyla ego kavramını inceleyeceğiz. Haydi, başlayalım! Diğer yazılar için buraya tıklayabilirsiniz.
Ego Dile Gelseydi Derdi Ki: Benim Dengemi Bozmayınız.
Ego teriminin bilimsel anlamda ortaya çıkıp günümüze gelmesini sağlayan kişi, değerli bir bilim insanı (özellikle de psikoloji alanında) olan Sigmund Freud’dur. Kendisi, çeşitli bilim dallarındaki çalışmalarını sentezleyerek psikanalizkuramını oluşturmuştur. Ego terimi de bu kuramın bir ürünüdür. Ayrıca ego, bu kuramın içinde yalnız değildir. Kendisinin “altında” ve “üstünde” olan başka ögeler de vardır: Id ve süperego (Özkarar, 2007).
Psikanaliz kuramına göre insan güdüleri genellikle bilinçdışı zihinde gizlenmektedir. Bu güdüler, bilinçten uzak tutulmaktadır. Bu da bastırma yoluyla olmaktadır (Özkarar, 2007).
Ego, zihni yönetir. Bu, elbette ki kolay bir iş değildir. Ego; bir yandan süperego (toplumsal ve medeni kimlik anlayışı)’ya karşı aykırı duran id (bilinçdışı güdüler)’i bastırırken bir yandan da id ile süperego arasındaki dengeyi savunma mekanizmaları yoluyla oluşturur ve korur. Egonun oluşturduğu bu dengeye homeostasis denir (Özkarar, 2007).
Küçük Bir Örnek
Bu konuyu şöyle bir örnekle somutlaştırabilir ve pekiştirebiliriz: Bir arkadaşınızın odasında oturup birlikte sohbet ettiğinizi hayal edin. Fakat sohbetinizin bir yerinde arkadaşınızın telefonu çalıyor. Arkadaşınız telefonla konuşmak için odadan ayrılıyor. Siz de odada yalnız kalıyorsunuz. Daha sonra gözünüz arkadaşınızın odadaki el kremine ilişiyor. Bu kremin nasıl olduğunu merak ediyorsunuz. Bu durumda, bilinçdışınızda o kremi hemen ve gizlice elinize sürme isteğine kapılabilirsiniz. Bu isteğe sebep olan iddir. Öte yandan, toplumsal öğretilerin ve ahlak anlayışının kremi gizlice elinize sürmeye engel olduğunu da bilirsiniz. Sizi böyle düşünmeye sevk eden ise süperegodur. Tüm bunların yanı sıra, ego her zamanki gibi dengeyi sağlamak için uğraşır. Idi bastırır ve kremi gizlice sürmenizi engeller. Diğer yandan ego, idi tamamen göz ardı etmez. Onun isteklerini de göz önünde bulundurur ve bir orta yol bulmaya çalışır. Örneğin, o kremi arkadaşınızdan izin alarak sürmenizi sağlayabilir. Böylelikle kremi meşru yollardan elde etmiş olursunuz.
Sigmund Freud’un psikopatoloji teorisine göre bastırma çöktüğünde zihinsel hastalıklar meydana gelir (Özkarar, 2007). Yani ego, bu denli büyük bir önem taşımaktadır. Ego; id ile süperego arasında kalmasına rağmen tüm gücüyle denge kurmaya çalışmaya devam etmektedir.
Bir Arada Kalmışlık Durumu: Hem De Her Anlamda!
Idi, egoyu ve süperegoyu içeren ve psikanalizin bir ürünü olarak sayılabilecek olan bahsettiğimiz bu model, yapısal kişilik modeli olarak adlandırılır. Bu modelde id, doğuştan itibaren var olan bir parçadır. Ego, yenidoğanın kendisini dış dünyadan ayırt edip bir birey olarak kendisinin farkına varmasıyla oluşur. Süperego ise fallik dönemde (3-6 yaşlarında) oluşmaktadır. Bununla bağlantılı olarak da idin, tamamıyla bilinçdışı olduğu sonucuna varılabilir. Ayrıca egonun ve süperegonun kısmen bilinçdışı olup kısmen olmadığı da söylenebilir (Canbolat, 2017).
Savunma mekanizmalarından söz etmiştik ve bir savunma mekanizması olan bastırma kavramı üzerinde durmuştuk. Savunma mekanizmalarını tanımlamak gerekirse “Egonun; id ile süperego arasındaki ikilikleri çözme çabası.” gibi bir açıklama yapılabilir (Canbolat, 2017). Yani ego, hep bir ikilik hep bir arada kalmışlık durumu içerisindedir.

Egolu ve Egosuz Olmak Üzerine
Bu anlattıklarımdan da anlayabileceğiniz üzere, egonun kibirle veya kendini beğenmişlik gibi olgularla hiçbir ilişkisi yoktur. Ego; sadece önemli bir görev üstlenen, dengeden sorumlu olan bir yapıdır. Görevi gereği hep arada kalır. Id ile süperegonun arasında sıkışır durur. Bir de, bunca işinin arasında insanların ona karşı olan haksız yakıştırmalarına maruz kalır. Kibirli birini gördüklerinde “egoist”, “egolu” veya “egosu yüksek” diyen insanların garip yakıştırmalarına… Bu yakıştırmaları yapanlar, kibirli birisini tarif ederken illa ki yapısal modelden bir parçayı kullanmak istiyorsa ego teriminin yerine “kişiliğin laf dinlemez çocuğu” olarak nitelendirilebilecek olan id terimini kullanmaları çok daha yerinde olacaktır. Aksi takdirde ego, bir yandan id ve süperegonun arasında sıkışıp dururken bir yandan da kendisine yapılan yanlış etiketlenmeler yüzünde her anlamda sıkışıp kalmaya devam edecektir.
Konuk Yazar: Zeynep İldeniz
Editör: Şevval Pektaş
Kaynaklar
Canbolat, F. (2017). Nesne İlişkileri Kapsamında Freudyen Konseptler üzerine bir Literatür Taraması: Oral Saplanımlı bir Histeri Vakası ve Terapi Süreci. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 4(2), 26-41. DOI: 10.31682/ayna.470707.
Evran, A. BİR DÜŞÜNME BİÇİMİ OLARAK PSİKANALİZ. ViraVerita E-Dergi, (7), 56-76.
Özakkaş, T. (2018). Psikoterapi tarihi ve bütüncül psikoterapi. Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi, 1(1), 1-24.
Özkarar, F. G. (2007). Nöropsikanaliz: Zihin ve beden ikilemine bir barış çağrısı. Türk Psikoloji Bülteni, 13(40), 56-66.
