Geçmişe Özlem: Nostalji

Merhaba sevgili okurum, bugün nostalji ve geçmişe duyduğumuz özlem üzerine konuşacağız. Eğer siz de özellikle son günlerde çocukluğunuzu ya da gençlik yıllarınızı eskisinden de çok anıyor, özlüyorsanız; yazıma hoş geldiniz.

 

Nostalji: Nedir?

 

Yazıma başlamadan önce, nostalji diye adlandırdığımız kavramı açıklamak istiyorum. Nostalji kelimesi birçok dilde farklı anlamları ifade eder, Grekçe ise eve dönüş ve acı sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelir. Yani, özlemek eyleminin hüzünlü halidir diyebiliriz nostalji için. Hüzünlüdür, çünkü kişi geçmişe dönemeyeceğinin de farkındadır bir yandan. Ve bu hüzün duygusu, eğer bir de hassas bir insansanız, tetiklenebilir bir duygudur. Yani, hep önünden geçtiğiniz ama artık kimsenin oyun oynamadığı çocukluk parkınız, duyduğunuz bir koku, bebeklik arkadaşınızın alnında hafif kırışıklıklar görmeye başlamanız, bir rafa kaldırdığınız içi oyuncak dolu anı kutunuz, hepsi nostaljidir sizin için. Peki neden bu duygu boğazımızı düğümler, gözlerimizi doldurur, bizi hüzünlendirir çoğu zaman? Geçmişe dönemediğimiz doğrudur, fakat bunun farkındayızdır zaten. Geçmişi bu kadar güzel ve dönülesi yapan nedir, geleceğimiz de pek fena görünmüyorken?

Hayatta Kalma Yanılgısı

Üstte bahsettiğim gibi okurum, geçmişi hep güzel hatırlamaya meyilliyizdir. Elbette travmalarımız ve üzücü anılarımızı da bırakamayız fakat geriye dönüp baktığımızda, çoğu kez geçmişe dönmeye meyilli olduğumuzu görürüz. Bunlardan birinin sebebi, geçmişe dönüp bir şeyleri değiştirme isteğimizdir, artık akıllanmışızdır ve aynı hataları yapmazsak, şuan olduğumuz yerden çok daha iyi bir yerde olacağımıza inanırız. Fakat hayat böyle işlemez, yaptığımız en kötü hataların bile bir sebebi vardır bana göre.

Bir diğer sebebi ise, başlıkta belirttiğim gibi, hayatta kalma yanılgısıdır. Bu yanılgının asıl anlamı, insanların sadece görünen örneklere dayanarak çıkarımlara ulaşma hatasıdır. Yani, denenmiş ve kanıtlanmış olana dayanmaya meyilliyizdir. Bunu nostalji kavramı üzerinden düşündüğümüzde, geçmişe sığınmayı örnek verebiliriz. Yani bu yanılgı, bir başka deyişle geçmişe, yani güvenilir ve bilindik olana sığınmaktan geliyor. Bugün ve gelecek çok belirsiz, ne olacağı; başımıza ne geleceğini kestiremiyoruz. Bilinmezlikten ortaya çıkan korku ise bizi güvenilir olana itiyor: geçmişe.

Bu güvenilir olan yer, nostaljik hislerimizle birleşiyor. Sonra da bir bakıyoruz ki biz bugünde değil, geçmişteki anılarımızda, güvenilir alanımızda yaşıyoruz. Çocukken yaptığımız yastıktan kalelerimiz gibi, tek farkı biraz daha büyüdük… O kaleler çoktan yıkıldı. Ancak, kendimizi tuttuğumuz konforlu alan denilen küçük fanusun yıkılması biraz daha zor artık.

Uzaktakinin Güzelliği

Ve sevgili okurum, gün içinde geçmişi çok fazla düşünüp nostaljiye dalıyorsanız, dünü bugünle kıyaslayıp üzülüyorsanız yalnız değilsiniz. Ve hüzünlenmenizin tek sebebi de geçmişin şu andan daha güzel olması değil aslında. Uzakta, eskide kalmış olanın net hatırlanmaması… Bizim kendimizi korumak için kötü anıları unutup iyi olanları hatırlama eğilimimiz. Bir yazı okumuştum. Çocukken nostalji yapma şansımızın olmadığı, kıyaslayacak eski anılarımız olmadığı için daha mutlu olduğumuz yazıyordu. Aslında bu yazıyı da o sözü okuduktan sonra yazmaya karar verdim.

Kıyaslayacak hiçbir anımız olmasa, geçmişi unutsak şu anı daha iyi yaşayacağımıza ve daha mutlu olacağımıza kendi adıma eminim. Çünkü bu sadece anılarla ilgili de değil. Elimizde bir şeyden birden fazla varsa ister istemez kıyas yapmaya başlarız. Elimizdeki ne kadar güzel ve değerli olursa olsun diğerleri daha mı güzeldi diye sorarız kendimize. İnsan da biraz böyledir aslında. Nostaljinin iyi yanları var mıdır, elbet ki vardır. Ama günümüzü harcamadan geçmişi anmak ve bir kenara bırakabilmek bana kalırsa en sağlıklısıdır.

Evet sevgili okurum, şimdi umarım çocukluk albümlerini karıştırırken, eskiden oynadığın parkın önünden geçerken, dinlediğin eski müziklerde eskisi kadar hüzünlenmezsin. Umarım yaşadığın her an bir öncekinden daha güzel olur.

 

Ada Nuhoğlu