Selamlar değerli okur! Diziler, filmler ve şarkılardan bahsettikten sonra kitaplara uğramanın bu ay tam vakti bence. Bu nedenle, seni bir yazar ve bu yazarın çok sevdiğim iki kitabı ile tanıştırmak istiyorum. Başlıktan tahmin edebileceğin üzere bu yazarın ve kitaplarının bize kadınlık ve ayrıca aşk ile ilgili anlattığı çok şey var. Eğer söz edeceğim yazarla daha önce tanıştıysan da bu yazı vesilesiyle yollarınız yeniden kesişmiş olacak. Baştan söylemeliyim ki bu yazı söz konusu kitaplarla ilgili hiçbir spoiler içermiyor, bu nedenle rahatlıkla devam edebilirsin. İşte Jeanette Winterson, Vişnenin Cinsiyeti ve Günışığı Kapısı karşında sevgili okur. Diğer yazılarımız için buraya tıklayabilirsin.
Güç ve Güçlükle Dolu Bir Hayat: Jeanette Winterson
Jeanette Winterson ile ilk tanışmam Vişnenin Cinsiyeti kitabını okumamla olmuştu. Bu kitabı okuduğumda sanıyorum lisedeydim ve üzerine bir süre hiçbir kitabı okuyamamıştım. Beni oldukça etkileyen ve de yaratıcı yazarlığa en çok teşvik eden kitap olmuştu. Bunlardan aşağıda da detaylıca söz edeceğim zaten. Winterson’ın akıl almaz derecede başarılı bir kurgu dili var. Bazen onu anlamak için çaba sarf etmem gerektiğini hissediyorum. Bazen ise kalbime dokunup kayda değer bir süre gözlerimi tek bir cümlesine hapsediyorum.
Winterson’ın hayat hikâyesi gerçekten de güçlüklerle ve bundan kazandığı güçlerle dolu. Jeanette Winterson, kendisini evlat edinen Katolik bir ailenin kızı olarak büyümüş. Anlatıları ise bize ailesiyle arasının aslında pek de iyi olmadığını gösteriyor. Winterson, kendisini evlat edinen annesini şu sözlerle anlatıyor:
“İri bir kadındı, uzunca boylu, yüz yirmi kilo kadar… Olduğundan da büyük ve korkutucuydu… Ancak sonraları, çok daha sonraları, iş işten geçtikten sonra, kendisini ne kadar küçük gördüğünü anladım.”
Bu sözleri, kendi otobiyografisi olan “Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın” kitabında geçiyor. Söylediklerinde en net görebildiğim şey şu: Sevgi görmeden kendini büyütmek zorunda kalan bir çocuk. Kendisi bir psikolog değil, herhangi bir ruh sağlığı uzmanı da değil, bir İngiliz dili profesörü. Fakat yaşadıkları, keskin zekâsı ve kurgu yeteneği sayesinde anlatımı bize bir psikologdan duyabileceğimiz örnekler gibi geliyor. Yine aynı kitabında güvenli bağlanmaya vurgu yaparak şu sözlere yer veriyor:
“Anne bizim ilk gönül maceramızdır… Ve daha sonra ondan nefret edersek, bu öfkeyi kendimizle birlikte diğer sevgililerimize taşırız.”
Vişnenin Cinsiyeti
İşte beni kendine hayran bırakan o kitaba gelelim şimdi. Vişnenin Cinsiyeti, Jeanette Winterson’ın inanılmaz kurgu dilini gösteren bir eser. Bu noktada Winterson’ın bir dönem Manchester Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi verdiğini de hatırlatmalıyım. Söz konusu eser ananas, muz, Köpekli Kadın ve Jordan’ı anlatan bir kitap… Dediklerimi anlamanız ancak kitabı okumakla mümkün. Kitap Köpekli Kadın ve nehirden bulduğu oğlu Jordan’ın hikâyesi aslında. Karakterler ise yazarın da bahsettiği gibi kendisi ve annesinden parçalar taşıyor. Öyle beklenmedik yerler ve olaylar karşımıza çıkıyor ki, hayal dünyamın derinlerine uzun yolculuklar yaptıran bu kitaptan sonra bir süre gerçeğe dönemedim diyebilirim. Jeanette Winterson, bu hayali dünyayı inanılmaz bir mizah gücüyle tamamlıyor. Kitapta oldukça cesur bir mizah ve iğnelemeleri bolca görüyoruz açıkçası.
Ben bir kitabı okurken hoşuma giden cümlelere dönüp bakabilmek için daima altını çizerim. Ancak bu kitabı okurken bir sorunla karşılaştım: Her cümlenin altını çizmeye başladığımı fark ettim ve bu kitap için altını çizme işini bıraktım. Her cümlesi hayata, aşka, kadınlığa dair çok önemli noktalar taşıyordu. Mesela Winterson bir yerde “Geceler boyu süren özlem sonucu yapılan bir seçimdir aşk” diyerek aşkı tanımlıyor. Daha önce bir yazımda aşka özellikle değinmeye çalışmıştım. Aşkın, üzerine konuşmayı çok sevdiğim bir şey olduğu doğru. Winterson da bu eserinde farklı yönleriyle bize aşkı anlatıyor. Başka bir yerde bir karakterin ağzından şu sözlere rastlıyoruz:
“… Aşk dedikleri şey bizi doğruca cennetin kapılarına götüren, aynı anda o kapıların sonsuza dek kapalı olduğunu gösteren bir zulümmüş meğer…”
Dans Eden On İki Prensesin Öyküsü
Vişnenin Cinsiyeti’nden söz ederken dans eden on iki prensese değinmem gerekir. Kitapta öyküleri anlatılan bu prensesler başta bize yıllardır anlatılan klasikleşmiş prenses masallarını anımsatabilir. Bir cadı veya büyücü tarafından esir alınmış, işkence görmüş ve sonrasında yakışıklı bir prens tarafından kurtarılmış masal kahramanları… Jeanette Winterson, bize dans ederek camdan süzülüp göklere uçan 12 prensesi anlatıyor. On iki kardeş olan bu prenseslerin babaları, dans ederek odalarından gökyüzüne yükselmemeleri için ayaklarını bağlıyor. Hayatları ise; tek özelliği yakışıklı olmak olan, prensesi insan yerine dahi koymayan bir prensle evlenmek ve evlendikleri eve hapsedilip mutlu sona ulaşacakları şekilde planlanıyor. Ancak bu prenslerin, prenseslerin başını beladan kurtarmadıklarını ve o kadar da hayalleri süsleyecek mucizevi varlıklar olmadıklarını görüyoruz. Örneğin aralarından biri prenses onu öpünce kurbağaya dönüşüyor. Kim bilir belki de bu özellikler sadece bu hikâyenin prenslerine özgüdür, sizce öyle mi?
On iki prensesin öyküsü “mutlu sonla” değil, ayaklarındaki bağları çözmekle bitiyor. Winterson’ın iğnelemeleri ise bana bu prenseslerin kurtarılmaya muhtaç aciz yaratıklar olmadığını gösteriyor.
Günışığı Kapısı
Kurtarılmaya muhtaç prensesler ve yakılması gereken cadılar… Kadınların tarihteki yeri hep böyle midir? Jeanette Winterson, eserlerinde bu soruyu ustalıkla işliyor. Günışığı Kapısı da tam olarak o eserlerinden birisi. Winterson’ın bu eserindeki bütün karakterler ve mekanlar aslında gerçekten var. Kitap ise 1612 yılında İngiltere’de gerçekleşmiş olan en büyük cadı yargılamasını bizlere anlatıyor. Okurken karşılaşacağınız karakterlerden birisi de William Shakespeare. Evet evet bildiğimiz Shakespeare. Ancak o da kitapta Winterson’ın büyülü kurgusuyla anlatılıyor. Evet, büyülü diyorum çünkü cadıların anlatıldığı bir eserde büyüden söz etmemek ne mümkün? Pendle Cadıları olarak adlandırılan bu kişilerle ilgili, Günışığı Kapısı eserinden de söz edilen detaylı bir yazıya da buradan ulaşabilirsin.
Günışığı Kapısı, kadınların “cadı” adıyla damgalanıp toplumdan yok sayılışını bir korku kurgusuyla anlatıyor. Anlatılan dönem, birçok kadının cadı olduğu iddia edilerek idam edildiği bir dönem. Winterson da bu kadınların yaşadıklarını anlatmıyor adeta duyumsatıyor bizlere. Ayrıca kitabın yayım tarihinin yargılamanın tam 400. yıldönümü olan güne denk gelmesi ise bir nevi o kadınların anılması niteliğinde. Eserde insan yerine koyulmadan bir zindana atılan ve cadı olmakla yargılanan karakterlerden biri için bu anlatım yer alıyor:
“Cehennemi düşünüyor. Acaba böyle mi? Şeytanın verdiği cezaların insan hayallerinden çıkarılmış olduğunu düşünüyor. İnsanı insanlığından çıkarmanın nasıl olacağını ancak bir insan bilebilir.”
Winterson’a Son Bakış
Jeanette Winterson, hem kendisinin hem de tarih boyunca kadınların ve hatta tüm insanlığın yüzleştiği birçok zorluktan inanılmaz bir kurgu yeteneğiyle bahsediyor. Sanıyorum ondan öğrenmek istediğim daha çok şey var. Bu nedenle, bana yazma tutkusunu aşılayan bu yazar yazdıkça ben de okumaya devam edeceğim gibi duruyor. Daha fazla kitap önerisi görmek istersen bir başka yazımızı da buraya bırakıyorum. Tekrar görüşene dek yine Vişnenin Cinsiyeti’ nden bir cümleyle sana veda ediyorum:
“…Annem rüzgârlı havada sokağa çıkamayacak kadar hafif, naif olmasına karşın, beni sırtına vurduğu gibi kilometrelerce taşırdı. Büyücülüğüyle ilgili dedikodular çıkmıştı ama sevgiden daha güçlü ne olabilir?”
Yazar: Damla Akkuş
Editör: Şevval Pektaş