Psikolojik Gerilim: Neden İzleriz?

Merhaba sevgili okurum. Bugün sana ilginç bir konuyla ulaşıyorum. Psikolojik gerilim filmleri ve onları neden sevdiğimiz. Bazen ekrana bakmaya cesaret edemediğimiz, bir o kadar da korkutucu olan bu filmleri neden severek izliyoruz? Şimdi bu yazıda, bunu iyice inceleyeceğiz. İyi okumalar!

Savaş ya da Kaç

Sıcacık, konforlu evimizdeyken izlemek caziptir gerilim filmlerini. Bizim konforumuz sanki filmin gerilimini nötrler, kendimizi güvende hissederiz. Yüksek gerilim yaşadıktan sonra ise bulunduğumuz mekânın farkına varma hissi rahatlatır bizi, bunu bir tür ödül gibi hissederiz aslında. Ev karanlık ve boşken izlemek daha zordur bu filmleri, arkadaşlarımızla ve ışıl ışılken ise daha kolaydır. Bunun sebebi bizi korkutan, gerilim yaşatan tek şeyin film olmamasıdır; bu büyük oranla onu nerede ve hangi duygu durumunda izlediğimize de bağlıdır.

İnsanı duygu durumlarından ayırmak ise imkansızdır, her olaya verdiğimiz tepki aslında o anki ruh halimizin yansımasıdır çoğunlukla. Bu böyle olunca, insan tabii ki duygularını kontrol etmek ve yönetmek, çoğu zaman ise kullanmak için sinemadan faydalanır. Bir gerilim filmi izlerken korkmamız, komedi filminde gülüp dram filminde ağlamamız bunun yansımasıdır fakat, insan karışık bir varlıktır. Bundandır ki kimisi de gerilim filmine güler, komedide ağlar, dramda korkar.

Yine de, konumuz eğer bugün gerilim filmleriyse, onları izlerken verdiğimiz duygusal tepkiler vücudumuza belli sinyaller gönderir, tehlike altındayızdır ve kendimizi güvene almamız gerekiyordur. Belki yastığı yüzümüzle kapatırız, belki önümüzdeki şekerli yiyeceklere dadanırız, belki arkadaşımızın elini tutarız. Hepsi de birer başa çıkma mekanizmaları sayılabilir: savaş ya da kaç.

Far Görmüş Tavşan

Bir üstte bahsetmiştik, savaş ya da kaç tepkisi insanların dışarıda algıladıkları tehditlere karşı geliştirdikleri bir tepkidir, aynı zamanda akut tepkisi olarak da bahsedilir. İnsanın adapte olma ve uyum sağlama becerilerinde önemli rol oynayan bu tepki, çeşitli fizyolojik belirtilerle kendini gösterir. Örneğin,’’ far görmüş tavşan’’ deyişi de buna örnektir, tavşanın savaşması ya da kaçması gerekmez, üçüncü unsur olarak donma tepkisini gerçekleştirmiştir. Bunun sebebi ise, kim bilir, avcıların dikkatini çekmemek için geliştirdiği evrimsel bir mekanizmadır belki.

Savaş ya da Kaç tepkisinde gerçekleşen fizyolojik tepkilere baktığımızda ise, insanların korku filmi izlediklerindeki tepkileriyle oldukça benzerlik göstermektedir: kalp atışı hızlanır, kan basıncı artar, duyu hassasiyeti artar, mide ve sindirim işlevleri durur (en heyecanlı sahnelerde iştahımızın kaçtığını hissedebiliriz).  Aslında bir bakıma sahte bir tepkidir çünkü o an tehlike altında değilizdir. Ama insanın yüksek empati gücü devreye girdiğinde oldukça gerçekçi bi hale bürünür. Örneğin, insanlar korku filmlerine farklı tepki verir. Kimisi en heyecanlı sahnede bağırır. Kimisi gözünü kapatır veya filmi durdurur. Ancak, kimisi ise sadece donar, tepki veremez. Ben filmi durdurmak isteyenlerdenim. Aslında, tehlikeli durumlarla karşılaşmasam bile aynı tepkiyi verdim. Bu yüzden, bu filmler iyi birer simülasyon olabilir. Gerçek hayattaki tepkilerimizi ölçer.

Tedirgin Bekleyiş

Ve sevgili okurum, gerilim filmlerinden bahsetmişken bazı büyük eserleri ve isimleri anmadan yazımı bitirmek olmaz. Daha önce dediğim gibi, bu yeni bir olay değil. Yani, insanın korku duygusunu sinemada bulmak istemesi çok eskilere dayanır.

Alfred Hitchock, 1940’larda sinemaya korku/gerilimi getirerek bu türe öncülük etmiştir. Hatta, çok sevdiğim bir sözü vardır:
‘’Korku sinemasında, önemli olan o tedirgin bekleyiştir.’’

Hitchcock, korkuyu farklı unsurlarla birleştirdi. Mesela, kuşlardan, duşa girmekten ve camlardan bile korkar olduk. Ayrıca, kendisiyle bir röportaj yaptılar. Ona neden hep gizem filmleri çektiğini sordular. Hitchcock, insanların bilmedikleri şeyleri anlamaya çalıştığını söyledi. Bu yüzden gizeme ilgi duyduklarını düşündü. Bu aslında bizi başka bir noktaya daha götürür: bilinmeyene olan korku ve ilgiye. Röportajın daha ilerilerinde ise, kendisinin de her şeyden korktuğunu ve korkak biri olduğunu itiraf etmiştir. Aynı zamanda korkularının daha henüz çok küçükken, altı aylıkken annesinin kollarında başladığını. Hitchcock, tarihin en büyük korku yönetmenlerindendir. Belki de onu yetenekli yapan unsur budur. Çünkü, bilinmeyene olan korku ve ilgi insanı bambaşka yerlere götürür. Korku filmlerinde insanlar hep tehlikeli yerlere gider. Bu yüzden biz sinir krizi geçiririz. Fakat, o bodrum katına mutlaka inerler. Sonuç olarak, başlarına bir şey gelir.

Sevgili okurum, bu yazımı Alfred Hitchock’tan ufak bir kesitle noktalamak istiyorum. Umarım ki yazımı sevmişsindir. Umarım hiç korku filmlerindeki insanlar gibi kararlar  vermezsin!

 

‘’Bir oyun nasıl tarif edilir?  Oyun, sıkıcı anları kesilmiş hayattır.’’

 

Ada Nuhoğlu