Ağaçların tek bir yaprağı bile sararmaya başladı mı kendimi sıcak filtre kahvemi almış Gilmore Kızları izlerken bulurum. Mevsimin getirdiği serinliği dizinin sıcaklığıyla bastırmayı ve diziyi açınca burnuma gelen o kahve kokusunu seviyorum. Oldukça günlük ve sıradan hayatlarını izlemek güvenli bir alanda olduğumu hissettiriyor.
Gilmore Kızları dizisini yeniden izledikçe karakterlerin farklı yönlerini görmeye başlıyorum. Dizide her karakterin tutarlı bir çerçeve üzerinden hareket ettiklerini fark etmek diziyi kendi adıma daha gerçekçi kılıyor. Hatta, diziyi daha da sevmemi sağlıyor. Tabii diziyi izlerken okuduğum bölüm olan psikolojinin etkisinden kurtulamayıp gözlem yaptığım da çok oluyor. Özellikle de üç kuşak arası Gilmore kızlarını analiz etmeyi… Gilmore kızları ve onların yetiştiriliş tarzının romantik ilişkilerine yansıyışını birebir görmek senaryonun ne kadar titizlikle yazıldığını gösteriyor bana. Örneğin Rory’nin ilişkilerinde kaçıngan bağlanması ve asla sevgisini dile getirememesi babasının ilgisizliğinden kaynaklanıyor olabilir mi diye sorgulamak, veya Lorelai’ın evlilikten sürekli kaçmaya çalışması evlilik kavramını kendi ebeveynleriyle eşleştirdiği için mi diye düşünmek gibi analizler diziyle daha çok bağ kurmamı sağlıyor. Ancak bu örnekler bahsedeceğim konuyla ilgili değil şimdilik bir kenara bırakalım. Bunlar da bir başka blog yazısının konusu olsun.

Aynı İlişki, İki Farklı Rol
Benim bu yazıda değinmek istediğim konu ise Lorelai ve Emily’nin anne kız ilişkisi olacak. İzleyenler bilir, dizi genel itibariyle anne kız olgusu üzerinden ilerliyor. Dizinin konusu nedir sorusuna kabaca cevap şu olabilir: Birbirlerine arkadaş gibi olan bir anne ve kızın hikayesi. Ancak ben bunun ötesine geçerek Lorelai’ın annesi Emily’nin anneliğini ve kendi karakterini tartışmak istiyorum. Çünkü dizide de sürekli bize gösterilen şey; Lorelai’ın anneliğinin Emily’den pek çok yerde farklılaşmasıdır. Lorelai’ın annelik kavramını Emily’den, Emily’nin ona yaptıklarının tersini yaparak öğrenmesidir. Peki bu çok da sağlıklı görünmeyen anne kız ilişkisinde suçlu diyebileceğimiz biri var mı? İlişkideki sorunun kaynağını “İşte bu!” diye gösterebilir miyiz?
Dizide Lorelai oldukça katı bir evde büyümüştür. Varlıklı bir ailenin tek çocuğu olarak üzerindeki baskıdan bunalır. Derken 16 yaşında hamile kalır, bu da evi terk etmesinde bir neden olur. Çocuğunu ailesinden ayrı bir kasabada tek başına büyütür. Kızı Rory’e kendi yaşadığı baskıların hiçbirini yaşatmayacağına söz verir, bir arkadaş gibi davranır. Onunla her sırrını paylaşır, romantik ilişkilerinden rahatça söz eder, hiçbir kural koymaz. Lorelai’ın yetiştirme tarzında sınırların olmadığı düşünülse de Rory’nin tehlikede olduğu durumlarda Lorelai’ın kuralları net koyması ve ebeveyn rolünü üstlenmesi açısından dizide bize gösterilen bu ilişki çok da gerçekçi ve sağlıklı bir zemine oturmayabilir.
Lorelai ve Ebeveynlik Stili
Ebeveynin çocuğa karşı yakın ilgi göstermesi ancak aynı zamanda bazı kurallar koyarak sınır çizmesi bize Baumrind’in Ebeveyn Stillerini anımsatır. Bu kuram ebeveynlik stillerini kurallar ve yakınlık çerçevesinden değerlendirir. Belirli kurallar koyan ve aynı zamanda yakınlık kurup ilgi gösteren ebeveynler demokratik ebeveynlerdir. Ne kural koyup ne de yakınlık kuran ebeveynler izin verici-ihmalkar ebeveynlerdir. Yakınlık kuran ama sınır koymayarak kuralsız bırakan ebeveynler izin verici- hoşgörülü ebeveynlerdir. Son olarak, fazla kural koyup yakınlık kurmayan ebeveynler de otoriter olarak adlandırılır. Emily ve Lorelai çerçevesinden baktığımızda ise Emily oldukça disiplinli bir tutum içerisindedir. Bu da Otoriter Stil Ebeveynliğe girer.
Emily kızıyla ilişkileri konusunda haksız tarafın neden kendisi olduğunu anlayamaz. Ona göre kızına tüm imkanları sunmuş, hiçbir eksiği olmamıştır. Ancak Lorelai’ın istediği imkanlar bunlar değildir. En sonunda da o imkanların sunulduğu evden ayrılır, tatiller haricinde bir daha uğramaz. Bu ayrılık giderek derinleşir, Lorelai ailesiyle neredeyse hiç görüşmez olur. Dizide de anlaşmalı olarak bir araya geldikleri Cuma akşam yemeklerinden kaçma yolları aradığını görürüz.
İkisi arasında bir inatlaşma vardır adeta. Emily otoriter rolüyle kızına karşı özür dileyecek cesareti bulamaz. Lorelai baskı gördüğü annesine olacak herhangi bir onaylamayı gururuna yediremez. İkisi arasında yakınlık da oldukça azdır. Fark ederseniz yedi sezon boyunca Lorelai ve Emily bir kez bile sarılmamıştır. Hatta 7.sezonda Loreali boşandığını söylediğinde Emily’nin omzunu sıvazlaması Lorelai’la birlikte bizi de şoka uğratır. İkili arasında neredeyse parmakla sayılabilecek kadar az temas sahneleri vardır. Bu da bize Lorelai’ın asıl istediği şeyin mal varlığı değil ebeveynlerinden göreceği ufak bir sevgi olduğunu gösterir.

İki Annenin de İstediği Çocuk: Rory
Dizide bize yansıtılan bir diğer unsur torun olarak Rory’nin aslında Emily’nin Lorelai’dan istediği mükemmel çocuk profiline sahip olmasıdır. Rory okulda oldukça başarılıdır; büyüklerine saygılıdır, büyükbabasının okuduğu okula gider, yaptığı şeylerde yeteneklidir. Bu durumu zaman zaman Lorelai’ın Rory’i kıskandığında da görürüz. Lorelai bir bakıma anne babasını elinden aldığı için, tıpkı kardeş kıskançlığında görüldüğü gibi Rory’e içten içe kızgınlık beslemiştir. İstenilen çocuk tartışması 6.sezonda Rory’nin Emily’nin evinde yaşamaya başlamasında da yaşanır. Evdeki baskı giderek arttı. Bu yüzden Rory de dayanamayıp evden ayrıldı. Sonuç olarak, bu durum Emily’i çok üzdü. Lorelai ile konuştuğunda, “Onu da seni kaybettiğim gibi kaybettim” dedi. Ayrıca, bu söz, ayrılıkta kendini suçladığını gösterir. Yani, ne kadar üzgün olduğunu anlıyoruz.
Emily ve Lorelai’ın ilişkisi üzerine uzun uzun konuşmak mümkün. Dizideki ilişkilerin kompleks taraflara sahip olması her bir ilişkinin ayrıntılı incelenmesini gerektiriyor. Her karakterin kusurlu taraflarını dizi boyunca görüyoruz; kimi zaman sinirleniyoruz, kimi zaman hak veriyoruz. Ama bakınca düşünüyorum ki bu diziyi çeyrek asır geçmesine rağmen bu denli sevdiren ve tekrar tekrar izleten şeylerden biri de bu galiba. Belki de diziye binlerce insanın bu denli bağlanmasının sebebi, dizide annelerini ve o annenin çocuğu rolünde kendilerini görüyor olmalarıdır. Karakterlere hissettiğimiz duygular da belki daha tanıdık, daha yakınımızdaki kişilere hissettiklerimizdir, kim bilir?
Diğer yazılarımız için buraya tıklayabilirsin.