Herkese merhaba. Bugün size dünya çapında adını duyurmuş İngiliz nörolog Oliver Sacks’ın kaleme aldığı “Karısını Şapka Sanan Adam” kitabından bahsedeceğim. Kitabın adını aldığı vaka gibi pek çok nörolojik ve nöropsikolojik vakanın yer aldığı bu eseri okuyunca beynimizin sandığımızdan çok daha fazlası olduğunu fark ettim. Tüm vakalara şaşırmakla beraber bazıları bu konuda benim için üst sıralardaydı. Bu yazıda da sizinle bu vakaları paylaşacağım. Keyifli okumalar dilerim. Diğer yazılarımız için buraya tıklayabilirsin.

Kitabın Bölümleri

Kitapta vakaların özelliklerine göre dört farklı kısım yer alıyor: Kayıplar, aşırılıklar, seyahatler ve basitin dünyası. Ben, her bölümde kendimi yeni bir yolculuğa çıkıyor gibi hissettim. Beynin şaşırtıcı işleyiş mekanizmasına, bilmediğim ve öğrendiğimde hayrete düştüğüm taraflarına bir yolculuk… Nörobilim ve nöropsikolojiye olan merakım bu kitabı okumaya başlamamda etkili oldu. Okumaya başladıktan sonra ise Oliver Sacks’ ın anlatımı ve vakaların merak uyandırıcılığıyla kitabın nasıl bittiğini anlamadım. Hadi gelin vakalardan bazılarına yakından bakalım!

Kulakları Bakıyor Gözleri Değil

Bir fotoğraf görüyorsunuz ve fotoğraftaki kişiyi tanımıyorsunuz. Böyle bir şeyin yaşanması doğal değil mi? Peki ya fotoğraftaki kişi kendiniz, eşiniz ya da çok yakın olduğunuz biri ise tanımamak; bazen de karşınızda bir yüz olmasa bile varmış gibi görmek doğal mı? Tabii ki burada bir problem olduğu bariz biçimde anlaşılıyor. Oliver Sacks, kitapta bu problemden muzdarip olan başarılı müzisyen Dr. P.’ den bahsediyor. Dr. P. hayatındaki çeşitli alanlarda yüzleri ve nesneleri tanıma konusunda çok farklı zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Mesela bir keresinde ayağını ayakkabı, ayakkabısını da ayağı zannediyor. En ilginç olan ve kitaba adını veren olayda da karısının kafasını şapka sanıyor. Görme algısındaki boşlukları doldurmak amacıyla sesleri kullanıyor. Bir iş yaparken muhakkak şarkı söylüyor çünkü şarkı söylemezse ne yapacağını şaşırıyor. Aslında kendi hayatında kaybettiği ahengi şarkılarda ve seslerde buluyor. Bu nedenledir ki Oliver Sacks, Dr. P. ile görüşürken “Bana kulakları bakıyor, gözleri değil” diye düşünüyor.

Yataktan Düşen Adam

Bu vakada hasta, daldığı kısa uykudan uyandıktan sonra hastanedeki hemşirelere karşı bir anda öfke duymaya başlıyor. Kötü ve ürkütücü bir şakaya maruz kaldığını söylüyor. Hemşirelerin kendisi uyurken morgdan kesik bir bacak getirip yatağına koyduklarını düşünüyor. Uykusundan uyandığında yatağında ölü ve soğuk bir bacak olduğunu fark edip dehşete kapılıyor. Ölü bacağı yataktan aşağı itip kendinden uzaklaştırmak istiyor. Her nasılsa onu ittiğinde kendisi de peşinden gidiyor ve yataktan düşüyor. Durumu tahmin ettiniz mi? Aslında hasta kendi bacağını tanımıyor. Sadece tanımamakla kalmayıp onun bir kadavra bacağı olduğuna, dünyadaki hiçbir şeye benzemediğine, sol bacağının yerine yapıştığına inanıyor. Oliver Sacks, yerine ölü bacak yapışan asıl sol bacağın nerede olduğunu sorduğunda ise bir fikrinin olmadığını, bacağının gittiğini, hiçbir yerde olmadığını söylüyor. Belki de hasta, çevresindeki insanların kendisine şaka yaptığına inanırken en büyük şakayı kendi beyni kendisine yapıyor.

İçimizdeki Köpek

Seyahatler kısmında yer alan bu vaka, beni en çok şaşırtan vakalardan biri diyebilirim. Bir gün Stephen D. ilginç bir rüya görüyor. Uyandığında kendinde garip değişiklikler olduğunu fark ediyor. Bunlar; renklerin tonlarını çok iyi ayırt etmeyi, nesneleri zihninde ayrıntılarıyla çok net canlandırmayı ve  çok iyi koku almayı içeriyor. Stephen D.’nin koku duyusu o kadar iyi bir hale geliyor ki… İnsanları, dükkanları ve sokakları kokularından ayırt edebiliyor. Tıpkı bir köpek gibi koku alıyor. Kokularına göre insanların duygularını anlayabiliyor. New York’ta çevresini koklayarak yanılmadan yolunu bulabiliyor. Her şeyi koklamak istiyor. Bu durum üç hafta devam ediyor ve sonra yok oluyor. Kitapta Stephen D.’nin yıllar sonra o günler hakkında şunları söylediği yazıyor: “Keşke ara sıra o dünyaya geri dönebilsem ve yeniden köpek olabilsem!”

İkizler

Yirmi basamaklı bir asal sayıyı şu an bulabilir misiniz? Peki beş yaşında olduğunuz senenin nisan ayındaki hava durumlarını hatırlıyor musunuz? Bu sorulara doğru cevap verebilmek şüphesiz sıradışı insanların yapabileceği bir şey gibi duruyor. John ve Michael adındaki ikizler de o sıradışı insanlar arasında yer alıyorlar. Dört yaşlarından itibaren her günü olaylarıyla, hava durumuyla ve diğer detaylarıyla hatırlıyorlar. 40.000 yıl önceye ve 40.000 yıl sonraya kadar bir tarihin hangi güne denk geldiğini saniyeler içinde söyleyebiliyorlar. Sayılarla özel bir bağ kuruyorlar. Asal sayı bulmak gibi oyunlar oynuyorlar. Oliver Sacks ikizlerin yanındayken yirmi basamaklı asal sayılara kadar gittiklerini görüyor. Müthiş değil mi? İşin ilginç yanı, ikizler zeka testlerinden çok düşük puanlar alıyorlar. Basit matematiksel işlemleri bile yapamıyorlar. Basit işlemleri yapamayıp sayılarla ilgili çok zor şeyleri bilmeleri Oliver Sacks’ ın kafasını karıştırıyor. Ardından, ikizlere bunu nasıl yaptıklarını soruyor. İkizler bu soruya şöyle cevap veriyorlar: “Görüyoruz”. Nasıl gördüklerini ise tam olarak kimse bilmiyor.

Gözler Sağa

Bayan S., yüzünün sol yarısına makyaj yapmadığını söyleyip kendisine gülen insanlar nedeniyle kırılıyor. Tepsisine tatlı ve kahve koymadıkları için hemşirelerden yakınıyor. Hemşireler ise tepsisinde tatlı ve kahvenin olduğunu söylüyorlar. Sizce problem nedir? Problem şu ki Bayan S. sol tarafını görmüyor. Sol tarafına dair görsel bir algısı mevcut olmadığı için sol tarafında bir şey olabileceğini de fark etmiyor. Durumunda bir gariplik olduğunu anlıyor fakat problemi tek başına tam olarak kavrayamıyor. Sadece kendisine anlatıldığı zaman fiilen olmasa da düşünsel düzeyde anlıyor. Sol tarafında olduğundan emin olduğu şeyleri görmek için bir tekerlekli sandalye istiyor. Tekerlekli sandalyeye oturup görmek istediği şey görüş alanına girene kadar sağa doğru dönüyor.  Hastalığının sonuçlarını bu şekilde bir nebze de olsa gidermeye çalışıyor. Bu vaka, beyin sağlığının ne kadar önemli olduğunu diğer vakalarda olduğu gibi gözler önüne seriyor.

Tavsiyeler

Size bahsettiğim vakalardan da anlayacağınız üzere bu kitap, beyinde ortaya çıkan değişimlerin nelere yol açabileceğini çarpıcı biçimde bizlere gösteriyor. Bazen Oliver Sacks’ın bile anlamlandıramadığı durumlar oluyor. Böyle durumlarda olaylar çok ilginç bir hale geliyor. Her vakada yeni bir pencere açılıyor ve bu pencerelerden bakmak son derece şaşırtıcı oluyor. Eğer bu tarz konulara ilgiliyseniz kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Kitabı okuduğunuzda yukarıda bahsettiğim vakaların ve kitapta yer alan diğer vakaların detaylarıyla birlikte nedenlerini de öğrenebilirsiniz. Ayrıca 2015’te vefat eden Oliver Sacks ve çalışmaları hakkında bilgi edinmek, diğer eserlerini incelemek için bu siteye göz atabilirsiniz. Örneğin, yazarın “Uyanışlar” eserinin Robin Williams ve Robert De Niro’ nun başrolde yer aldığı “Uyanışlar” filmine ilham olduğunu ve bunun gibi ilgi çekici başka bilgileri de bu sitede bulabilirsiniz.. Ek olarak bir kitap inceleme yazısı daha okumak isterseniz bu yazıya da bakmanızı tavsiye ederim. Gelecek yazıda buluşmak dileğiyle, hoşça kalın.

Yazar: Reyyan Muyan

Düzenleyen: Şevval Pektaş