Herkese merhaba! Prof. Dr. Kemal Sayar’ın ‘Yavaşla’ kitabının incelemesiyle blogumuzda ilk kez bir yazı kaleme alıyorum. Günümüz modernitesinin gerektirdiği hızlı ve yüzeysel yaşam tarzına karşın yavaşlığın ve derinliğin egemen olduğu bir yaşam tarzından söz ederek bizi sahici bir hayata davet ediyor, sevgili yazarımız. Diğer yazılarımız için buraya tıklayabilirsiniz.
“Yavaşla Bize Ne Anlatıyor?”
“Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpâre, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında.”
Yavaşlığın gerekliliklerinden ve inceliklerinden bahsetmeden önce Tanpınar’ın dizeleriyle giriş yapmak istedim. Durulmanın, yaşadığımız her bir anın farkında olarak uzun bir şimdide olduğumuzu benimsemekten bahsetmeden önce bu şiir dizelerinin bize eşlik edebileceğini düşündüm.
Kitabı okumadan önce yaşamı yavaşlatmanın bu kadar kıymetli olduğunu hiç fark etmedim. Hatta aksine hızlı olmanın, az zamana birçok şey sıkıştırmanın daha kıymetli ve verimli olduğunu düşünüyordum. Çevremde de yavaşlık değil hızlılık takdir görürdü. Bir işle meşgulken de bir yerden bir yere giderken de hedefimiz daima sonuca en hızlı şekilde ulaşmak olmalıydı. Hayatın o karmaşasında birilerinden daha iyi veya en iyi olmak için hızlı olmaya ne kadar da odaklanmıştık! Bir kez olsun nerede olduğumuza, kim olduğumuza bakmayı, soluklanmayı unuttuk.
“Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendisinden bile.” der Kundera ‘Yavaşlık’ adlı romanında.
Sevgili yazarımız, teknolojinin hayatımızdaki yerinden, endüstri kaynaklı kültürden ve ebeveynliğin yeni bir nesli yetiştirmesinden bahsetmiştir. Bir yandan da yaşam ve ölüm kavramlarının doyumla ilişkisini ve bazı değerlerin zamanla yitirilişini detaylıca anlatmıştır. Tüm bu olguların bizi neye ittiğinden ve bununla nasıl başa çıkabileceğimizden söz ederken elinde ‘Yavaşla’ yazan bir tabelayla bizlere yön gösteriyor, Kemal Sayar.
“O Kadar Hızlı Gidiyoruz Ki Ruhlarımız Arkada Kalıyor”
Kendimizi sürekli stres altında hissettiğimiz bir sürü deneyim arasında oradan oraya savrulup duruyoruz. Hiç zamanımızın kalmadığından yakınıyor. Ne kadar acele etsek de hiçbir şeye yetişemediğimiz hissiyle kronik bir telaş içinde durmadan koşuşturuyoruz.
Bize her şeyi yapmamız gerektiğini söyleyen fakat aynı zamanda hiçbir şey yapmadığımızı fısıldayan bu hız kültürü, hayatımızı yüzeysel ve benzer yaşam üçgenleri içerisine sıkıştırıyor.
Teknolojiden uzak doğada vakit geçirdiğimiz, kendimizle baş başa kaldığımız anlardan, sevdiklerimizin gözlerinin içine uzun uzun bakmaktan gittikçe uzaklaşıyoruz. Hatta kendi halimizden de sevdiklerimizin halinden de bihaber günler geçiriyoruz.
“İlişkilerin, aşkların, dostlukların ve hatta sohbetin bile kısa ömürlü ve sanal olduğu bir dünyada, insanların kendilerini gerçek olarak hissetmeleri zorlaşıyor. Ne dünya ne de kendileri gerçek.”
“Yavaş Güzeldir”
Kitabın dört ana başlığından biri olan ‘Yavaş Güzeldir’ kısmına geldiğimde duygularımı oldukça duraksayarak ve özümseyerek yaşayan biri olarak uzun zamandır tuttuğum nefesi dışarıya usulca veriyormuşum gibi hissettim. Hızlı fakat kısa ömürlü ilişkilerin ve yüzeyselliğin hüküm sürdüğü şu zamanlarda birinin yavaşlığa övgüsüne şahit olmak beni sakinleştirdi diyebilirim.
Modern kültür bizden hızlı hareket etmemizi bekliyor. Zihinsel süreçlerimizi de eylemlerimizi de bir an önce tamamlamamız ve bir sonrakine geçmemizi istiyor.
Fakat zihnin ve eylemlerin zamanı hızlanırken duygularımızın zamanı kendi yavaş ritmiyle ilerliyor. Duygularımızı yaşamak; bizden hayatın kendiliğine ve doğallığına, tabiatın güzelliğine şahit olmayı ve sakinliği bekliyor.
Modern kültürün beklentileriyle, duygularımızın yavaş ritminin arasındaki makas açıldıkça içimizdeki ihmal edilmiş duyguların birikmişliği artıyor. Bu birikmişliğin bizde oluşturduğu endişeden, kaygıdan kaçmak için daha da hızlanıyoruz. Ne var ki, kendiliğimizden ve hislerimizden daha da uzakta buluyoruz kendimizi.
İşte tam da belki fark etmeden bizlerin de kapılıp gittiği bu hız kültürü kitap boyunca farklı alanlarla gözler önüne seriliyor. Yavaşlamanın kıymetli tohumlarını yazar kendi cümleleriyle okurun içerisine şu şekilde serpiyor:
“Tabiatı telaşlandıramayız. Yağmuru, rüzgârı, gündüzü acele ettiremeyiz. Her şey kendi zamanında gerçekleşir. Aynı şekilde biz de kendi dünyamızın doğal ritimlerine bağlı kalır ve onlara saygı duyarsak, daha farklı ve daha anlamlı bir biçimde yaşamayı öğrenmiş oluruz.”
Yazarın kaleminden bu paragraf insanlara da kendisini doğanın bir uzantısıymış gibi hissettiriyor. Kendine ait bir akışa, doğal bir ritme davet ediyor. Yavaşlama sanatının, kendimizin en sahici yanını keşfetmek üzere durulan bir durak olduğu imgeleniyor.
“Modern Mutsuzluk”
Mutsuzluğun kendine has olduğunu, matematiksel ifadelerle açılanamayacağını düşünen biriyimdir. Kitaptaysa herkesin farklı mutsuzluk hikayelerinin benzer köklerden geldiğini görmek beni şaşırtmadı değil. Mutluluğun, başarının ve meşguliyetin modern zamandaki yeniden biçimlendirilmiş anlamları herkesin mutsuzluğunun ortak kökleriymiş aslında.
Modern dünya, bazı olguları doğruymuş gibi empoze ediyor bize. Oysaki doğru olarak empoze ettiği şeylerin bizi değersizliğe ve asıl mutsuzluğa ittiğinden söz ediyor yazar. “Mutluluğun yolunun erdemli bir hayattan değil, her ne pahasına olursa olsun kazanmaktan geçtiğini düşünüyoruz.” cümlesiyle insanların tüketime, kazanmaya, harcamaya olan bakışlarını ifade ediyor okuyucularına.
Hazzı ertelememek, arzuyu doyurmak ve bunları bir an önce yapmaya çalışmak modern hayatın en büyük hedeflerinden biri haline geldi. Tükettikçe, daha fazlasına sahip oldukça mutlu olacağız, aradığımız doyuma ulaşacağız sanıyoruz. Bunları kazanmanın derdine öyle çok düşüyoruz ki en iyiye sahip olmanın bir sonu olmadığını, sahip oldukça tatminimizin azaldığını göremiyoruz.
Kendimizi nesneler dünyasına öyle çok kaptırmış halde buluyoruz ki bazen, insanlara ve insan ilişkilerimize de nesnelermişçesine davranmaya başlıyoruz. Değer verme biçimlerimiz bile hesaplı hale gelmeye başlıyor. Birilerinin ne hissettiğini ve nasıl biri olduğunu yalnızca kendi çıkarlarımıza uygunsa önemsiyoruz. Böylece bazı değerlerimizi ‘sahip olmak arzusuna’ kaptırıyoruz belki de hiç farkında olmadan.
“Benliğin ve Toplumun Krizi”
Bir kriz içerisinde olduğumuz doğru. Çünkü hem kendimizi yaşamaya hem de kendimizi görünür kılmaya çalışıyoruz. “Kayıtsız ve toplumsal açıdan atomize olmuş bir dünyada duyulmamak, işitilmemek ve görülmemek korkusu herkesin canını acıtıyor.” diyor Kemal Sayar, Yavaşla ’da. Aslında herkesin birbirinin yalnızca görünür kısımlarıyla ilgilendiğini söyleyebilir. Bunu şimdiki zamanın başarı ve başarısızlık algısıyla da açıklayabiliriz belki. Başarının ölçütü artık kişinin kendini ortaya koyup koyamadığı, birilerinden daha iyi olup olmadığıdır. Kendini var etmek isteyen; kendini tanımaya değil, kendini ortaya koymayla ilgileniyor. Ne pahasına olursa olsun kazanmak takdir görüyor. Hatta bu insanlar güçlü kişilikleriyle anılıyor.
Kemal Sayar, “İnsanlar topluma, kültüre, insanlığa sunabildikleriyle değil, kendilerine sunabildikleriyle başarılı sayılıyor.” derken benmerkezcilikten de bahsediyor. Samimi ilişkileri anlamsızlaştıran; insanı kendine, ilişkilerine ve bulunduğu topluma karşı yabancılaştıran ve yüzeyselleştiren bir benmerkezcilikten.
Yazarımız bize bir “reçete” hazırlıyor. Bu reçete, teknoloji kullanımı üzerine tavsiyeler içerir. Ayrıca endüstri toplumunun sonuçlarını ele alır. Modern çağın olumsuz yanlarına kapılan bizlere yol gösterir.
Derin analizlere dalıp gitmiştim. İçimden “Peki ya ne yapmalı?” dedim. Bu sırada 21 maddelik bir reçeteyle karşılaştım. Bu reçete, daha ölçülü ve dengeli bir yaşam tarzı sunuyordu. Bu beni mutlu etti.
Birkaçını paylaşarak yazımın sonuna geliyor ve tıpkı kitabın önsözündeki gibi bitirmek istiyorum:
Maddelerin tamamını öğrenmek ve 4 ana:
- Yavaş Güzeldir,
- Modern Mutsuzluk,
- Modern Zamanlarda Aile ve
- Benliğin ve Toplumun krizi isimli bölümler. Bununla birlikte, 49 ara bölümden oluşan ‘Yavaşla’ kitabını okumak istiyorsanız tamadres internet sitesinden edinebilirsiniz. Üstelik edinmek istediğiniz kitabı ‘bisey5’ koduyla daha uyguna edinebilirsiniz.
Sessiz ol. Zihnine bir fırsat ver. İçini genişlet.
Bilinçli bir şekilde nefes al ve ver. Aldığın her nefesin farkında ol. Anı genişlet
Tek başında sakin zaman geçir. Zamanı genişlet.
Düşünce ve fikirlerini bir köşeye yaz. Zihnini genişlet.
Çiz, resim yap veya elinle bir şeyler inşa et.
“Yavaşla, bu hayattan bir defa geçeceksin”
Editör: Şevval Pektaş