Selamlar sevgili okur! Kasımda aşk başkadır dediklerinden midir bilmem, kasım ayındayken biraz aşk üzerine yazmak istedim. Bu nedenle bu yazımda, Özdemir Erdoğan’ın oldukça meşhur şarkısı Sevdim Seni Bir Kere’yi inceliyor olacağım. Madem “başka” bir aşktan bahsediyoruz, bu analiz beklediğinden biraz farklı olabilir. Çünkü bu şarkıyı daha önce fark edilmemiş bir yanıyla, toksik ilişkiler çerçevesinde ele alacağım. Tabii, yazı içerisinde sürpriz bazı şarkılarla da karşılaşabilirsin. Aşktan bahsetmişken de eğer henüz okumadıysan buraya tıklayarak son çıkan yazımızı okuyabilirsin. Şimdi de hazırsan hadi gel plak çıtırtıları eşliğindeki şarkımızı arka plana açıp yazıya geçelim
Toksik İlişki mi, Toksik Aşk mı?
Son dönemde dilimizden hiç düşmeyen bir kavram var artık: toksik aşklar veya toksik ilişkiler. Artık her birimizin toksik bir ilişkinin nasıl olacağına dair kendince yorumları var. Bir gün biri çıkıp “Duygularının görmezden gelindiği ilişki toksik ilişkidir.” diyor. Ancak bir başkası buna karşılık “Partnerimizin tüm duygularını idare etmek zorundaysak asıl bu toksik ilişkidir.” diyor. Yani bu karmaşık yorumlar arasında dönüp duruyoruz. Tanım olarak şunu çok iyi biliyoruz ki, toksik ilişki özünde bize veya partnerimize mental ya da fiziksel olarak zarar veren her durumu kapsar. Belki de netleştirmek için elimizde bulunan örneklere, yani sürekli dinlediğimiz şarkılara bakmak daha iyi olur.
Öncelikle şunu belirtmemde fayda var: Ben toksik aşk terimini kullanmaktan oldukça kaçıyorum. Aşk üzerine buraya sığdırabileceğimden çok daha fazla şey söyleyebilirim belki. Yine de, kendi düşüncelerimle aşkı kısaca size tanımlayabilirim. Aşk; midede uçuşan kelebekler, baş dönmesi ve kalp çarpıntısının kendini güven ve huzura bıraktığı bir ruhsal ve fizyolojik durumdur. Çok ama çok sevdiğiniz bir sanat eserine baktığınızı, sizi en rahatlatan o manzarayı izlediğinizi, hatta yatağınızda uzanıp size iyi hissettiren o filmi/diziyi izlediğinizi hayal edin. İşte ben, o anlarla aşkı tanımlayabiliyorum. Aşkı da böylesine huzurun tepe noktası olarak tanımlamışken başına “toksik” kelimesini eklemek işime gelmiyor doğrusu.
Bir yandan da aşk oldukça metafizik bir yerde duruyor aslında. Yani biz, onu kalp veya beyin ile değil; gönül dediğimiz o ulaşılmaz yer ile hissediyoruz. Elbette aşk her zaman bize bu kadar huzur getirmiyor. Bu huzurun peşinde koşarken hayal etmek bile istemediğimiz büyük acıları da yaşayabiliyoruz. Fakat birazdan bahsedeceğim şarkıları dinlerken fark ettim ki yaşadığımız toksik ilişkilerle acıları çoğu zaman kendimize yaşatan biz oluyoruz.
Sevdim Seni Bir Kere
Bu şarkıda hepinizin çok net hatırladığına emin olduğum iki söz var. İşte onlardan biri de bu: “Sevdim seni bir kere, başkasını sevemem. Deli diyorlar bana, desinler değişemem.” Aslında buraya kadar gördüğümüz tek gariplik şu oluyor: Adamcağızı deli diye damgalamışlar… Ama benim aklıma bir yandan başka bir terim geliyor: Deli gibi sevmek… Hatta bunu Müslüm Gürses de söylemişti meşhur şarkısında: “Deli gibi sevmek ruhumuzda var.” Diyorum ki artık deli gibi sevmesek mi? Aslında ilişkilerde kendimize ve hatta partnerimize verdiğimiz en büyük zarar bu “delilik” hali olabilir. Kimi partnerini kısıtlayarak kimi ise bu durumu fiziksel şiddete kadar götürerek bu cümleyi kuruyor çevresine: “Napayım yahu, deli gibi seviyorum işte!”. Hatta fark etmeden partnerimize bağımlı hale geldiğimizde dahi bunu sevimli hale getirmek için bu cümleyi kullanabiliyoruz. Galiba ilk adım bu: Deli diyorlar bana ama ben deli gibi sevmeyeceğim!
Sevgi Anlaşmak Değildir, Nedensiz de Sevilir.
Nedensiz Sevmek
İşte, o en can alıcı söze de geldik sonunda. “Sevgi anlaşmak değildir, nedensiz de sevilir. Bazen küçük bir an için ömür bile verilir.” Aslında bu söz bana toksik ilişkinin çeşitlerinden biri gibi gözüküyor. Nedensiz sevmek kısmına aslında birçoğumuz katılabiliriz. Çünkü o meşhur “Neden ben?” sorusunu ya soran ya da cevaplayan taraf olmuşuzdur. Çoğu zaman da, “Bir neden mi olması lazım, seviyorum işte!” cevabını almış ya da vermişizdir. Çünkü aslında çok da rasyonel olmayan bu eyleme nedenler bulmak istemeyiz. Fakat bazen de tam tersi olur. Bir ilişkide kalmak için birçok neden buluruz. Bu kısımda, Nazan Öncel’in bitmiş bir ilişkiyi canlandırmaya çalıştığı şarkısında dedikleri geliyor aklıma: “Ben böyle aşk görmedim, ben sebepsiz sevmedim.”. Ya kendimize sebepler bulduğumuz bu ilişki Sam Smith’in “Breaking Hearts” şarkısındaki gibi bir ilişkiyse… “Sen kalbimi kırmakla meşgulken ben kırılmakla meşguldüm.”
İşte böylesine zarar veren bir ilişkide kalmak için kendimize sunacağımız yüzlerce nedenin hiçbiri kendi iyilik halimizden daha kıymetli olmayacaktır. Çünkü sevgiyi ararken kendimizi tam da ortasında bulduğumuz yer belki bu söz konusu toksik ilişkiler olmuştur.
Sevgi ve Anlaşmak
Sevgi anlaşmak değildir dersek orada duraklayabiliriz. Partnerimizle anlaşamadığımız bir ilişkide bulunmak da belkitehlikeli olabilir. Aslında ömrümüz hem kendimiz hem çevremizle yaşadığımız çatışmalarla doludur. Çoğu zaman bizi ileri götüren de bu çatışmalar, anlaşmazlıklar olur. Ancak sonucunda ortak bir dil, yol bulabilmek; farklılıklara ve birbirimize “tahammül edebilmek” anlaşmanın bir yoludur. Hele ki sevgiyi paylaştığımız insanla bu anlaşmayı sağlayamıyorsak durup düşünmemiz gerekebilir. Sen ne dersin?
Küçük Bir An İçin Ömür Vermek
Şimdi de bu sözün son cümlesine gelelim. Acaba küçük bir an için ömür verilir mi? Konuya şuradan başlamak istiyorum: Ben kendini “küçük şeylerle mutlu olan biri” olarak tanımlayanlardan olmuşumdur hep. Pek çok insanın da kendisi için bu tanımlamayı kullandığını duymuşumdur. Mutluluğu ufacık bir anda yakalamak bizi koruyan bir kalkan oluyor bazen. Ancak bu durum benim için öyle ince bir çizgidir ki… Eğer bu küçük şeylerle mutlu olmak, küçücük sevgi kırıntıları aramak haline dönüşürse o zaman endişelenmeye başlarım. Aslında toksik ilişkiler en temelde bizi mutlu olmaktan alıkoyan yerlerdir. Böyle bir yerde sıkışıp kalmışken öylesine çok mutlu anı kaçırmış oluyoruz ki… Hatta sevgiden öyle mahrum kalıyoruz ki ufacık mutluluklar ve sevgi kırıntıları için ömrümüzü adayacak hale geliyoruz. Ancak ben ömrümü, sonunda gerçekten mutluluğu bulmamı sağlayacak çabalara adamaktan yanayım
Şarkılar ve Toksik İlişkiler
Aslında fark etmeden birçok şarkıda toksik ilişkileri dinliyoruz. Hatta şarkılar sayesinde deneyimlemeden aşkın her türlü halini tatmış oluyoruz. Belki de bu durum yaşadığımız üzüntüleri, kazandığımız farkındalıkları ve hatta yaptığımız hataları paylaşmak için en iyi yoldur. Umarım aşkın doğasından uzaklaşıp zehir haline gelen durumları az da olsa keşfetmeye çalıştığım bu yazıdan zevk almışsındır değerli okurum. Toksik ilişkilerinden bahsettiğini düşündüğün başka şarkıları yorumlarda benimle paylaşmak istersen seni bekliyor olacağım. Gitmeden de hem hüzünlendiren hem de hüzünlendirirken dans ettiren Toksik Bi’Şeyler playlistimize bakmanı öneririm!
Son olarak aşk ne kadar acılı bir yolculuk olursa olsun benim ondan vazgeçmeye niyetim yok gibi. Zaten biz vazgeçsek de onun bizim gönlümüzden kopup gideceğini pek sanmam. O nedenle, Nazan Öncel’in daha önce bahsettiğim şarkısında dediği gibi: “Korkma aşktan, ölmez insan; korkma ölmez aşktan insan.”
Yazar: Damla Akkuş
Editör: Şevval Pektaş