Merhaba değerli okur. Bu seferki yazımı yaşadığımız büyük depremler ve yıkıcı etkilerini konuşmak amacıyla sizlerle buluşturuyorum. Yakın zamanda maruz kaldığımız bu depremler ve beraberinde gelen yıkım ve kayıplardan sonra birçok psikolojik terim duyduğunuzu biliyorum. Konuşulmayan neredeyse hiçbir şey kalmamış gibi gözüktüğünün de farkındayım. Ancak fiziksel kayıpları olduğu gibi psikolojik kayıpları da telafi edebilmek için bu terimlerle uzun süre boyunca iç içe olacağız. Duyduğumuz birçok psikolojik terimden biri de elbette “yas”. Yas ile ilgili birçok soru ve yorum var. “Neyin yası tutulur?” “Yas nasıl yaşanır?” “Yas ile yaşayan biri için neler yapabilirim?” bu sorulardan başlıca olanları. Ben de bu soruların cevaplarını derlemeye çalışacağım.
Neyin yası tutulur?
Konuya şuradan başlamalıyım. Yaşanan depremin sonucu oldukça fazla ve çeşitli kayıplar ortaya çıkardı. Kimi insanlar sevdiklerini, kimi parasını, kimi ise kendi tabiriyle hatıralarını, kimi en sevdiği oyuncağını, kimi ise çok daha fazlasını kaybetti. Burada değinmemiz gereken bazı önemli noktalar var. Öncelikle bu kayıpların ne kadar soyut veya somut olduğu bizi ilgilendirmemelidir. Bununla birlikte bir diğer nokta ise kaybın büyüklüğünü bizim belirlemiyor olmamızdır. Evi yıkılan birine “En azından sana ve sevdiklerine bir şey olmadı.” demek ne kadar iyi niyetli de olsa doğru bir adım olmayabilir. Burada işin içine dini ve kültürel inançlar elbette girebilir. Unutmamamız gereken bunların kişiye özgü olduğudur. Böyle bir durumla karşılaştığımızda bilmemiz gereken o kişinin kaybı her ne olursa olsun ardından yas tutmasının doğal olduğudur.
Yaşanan bu deprem, günlük hayatın sıradan akışında karşımıza çıkan normal bir durum değil. Bir insan; en sevdiği kitabının enkaz altında kaldığına, okula gidemediğine, sevdiği birini kaybettiğine üzülüyorsa acısını yaşamasına engel olmamak yapabileceğimiz en iyi yardım olabilir. Yas ile ilgili belki de en önemli şeylerden biri budur. Mutsuz ve öfkeli olmak ne kadar istemediğimiz yaşantılar olsa da bir suç değil. Hem kendimizin hem başkasının bu duygusunu bastırmak istemeyiz. Çünkü bu duygularla sonradan daha da ağır yaralar açabilecek şekilde karşılaşabiliriz.
Kafanızda bu konuyla ilgili soru işaretleri kaldıysa, blogumuzu ziyaret edin. Orada, bir kitap incelemesi bulacaksınız. İncelemenin adı: “Şairler ve Psikoterapistler Gözüyle Yas.” Bu yazı size yardımcı olabilir.
Yas nasıl yaşanır?
Bu kısma çok sık duyduğumuz bir cümleyle başlamak istiyorum. Herkesin yas tutma ve üzüntüsünü yaşama şekli farklıdır. Bu cümle çok basitmiş gibi gözükse de bence daima aklımızın bir köşesinde olmalı. Daha önce benzer bir kayıp yaşamadığımız için yas tutan birini anlayamıyor olabiliriz. Bir davranışı neden yaptığına anlam veremeyebiliriz. Hatta benim başıma gelseydi buna üzülmezdim diye düşünebiliriz. Burada tam olarak devreye bu cümle giriyor. Daha önce bahsettiğim gibi yası tutulan durumun “o kişi için önemini” biz belirleyemeyiz. Buna benzer şekilde birinin yas sürecinde nasıl tepkiler vermesi gerektiğini de biz belirleyemeyiz. Unutmayalım ki yas tutan kişiyi her zaman anlayamayabiliriz. Bu nedenle kişiyi anlamaya çabalamakla beraber o kişinin yaşadıklarına saygı duymanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Öylesine büyük bir deprem yaşadık ki elbette bazılarımız için bu durumla empati kurmak dahi çok zor. Çünkü bire bir bu durumu yaşamadığımız ve kıyaslama yapamadığımız için anlamlandıramıyor olabiliriz. Unutmamamız gereken şu ki bu depreme maruz kalan her bir insanın nasıl bir kayıp yaşadığını bilmiyoruz. Çünkü kayıplar her zaman gözle görülür olmayabilir. Birçok kişinin bahsettiği gibi hatıralarını kaybettiğini düşünmek ve günlük rutinine geri dönemiyor olmak birçok kişi için farklı şekillerde yas tutmak için yeterli olabilir.
Yas ile yaşayan biri için neler yapabilirim?
Şunu çok iyi biliyoruz ki yaşadıklarımız çok fazla sayıda insanı etkiledi. Bu nedenle yakınımızda bu süreç nedeniyle yas tutan birilerinin olması oldukça muhtemel. Peki, biz onlara zarar vermeden bu süreçte nasıl bulunabiliriz? Bir psikolog adayı olarak bu durumda tahmin edeceğiniz üzere psikoterapi en büyük önerilerimden biri olacaktır. Ancak bunun da bazı koşulları vardır. Maslow’ un İhtiyaçlar Hiyerarşisini duymuşsunuzdur. Bu hiyerarşi bize en basit haliyle fiziksel temel ihtiyaçlar karşılanmadan psikolojik ihtiyaçların arayışında olamayacağımızı söyler. Deprem bölgesinde barınma ve beslenme gibi temel ihtiyaçların günlük hayatımızdaki gibi tam sağlanmadığını söyleyebiliriz. Bu nedenle o kişiyi psikoterapiye yönlendirmeden önce kendini tekrar güvende hissetmesini sağlamamız daha temel bir psikolojik yardım olacaktır. Bir gece içerisinde hayatlarımızın böylesine değişmesinin elbette güven duygumuzu yerle bir edebileceğini biliyoruz. Ancak bir insana fiziksel veya duygusal olarak yanında olduğunu hissettirmek ve acısını yaşayabilmesini sağlamak konusunda yardımcı olabiliriz.
Yine de şunu unutmayalım.
Destek olacağınız kişi kim olursa olsun ona izin verdiği ölçüde yaklaşmalıyız. Elbette o kişiye zorla yaşadıklarını anlattırırsak, zorla sarılırsak, yalnız kalmak istediği halde yalnız bırakmazsak bizler birer engel haline geliriz. Özetle yas tutan birine kendi başımıza “terapi desteği” sağlayamayız. Bizler ancak elimizden geldiği ölçüde günlük hayattaki temel güven duygusunu yeniden inşa etmeye yardımcı olabiliriz. Çünkü ne kadar çok kaybımız olsa da yalnızca birbirimizin yanında olabileceğiz.
Yas ile ilgili profesyonellerin söylediği elbette birçok şey var. Benim değinebildiğim ve sizlere de iyi gelebileceğini umduğum bu konular giriş niteliğindeydi. Son olarak. bu süreçte elbette empati ve hoşgörüye daima ihtiyaç duyacağız. Kimse için bir şey yapamadığımızı düşündüğümüzde dahi insancıl duruşumuzla bir adım atmış olacağız. Umuyorum ki güzel günlere yürüyebileceğimiz yolları yeniden inşa edeceğiz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, iyilikle kalın sevgili okurum.
Not: Yas ile ilgili Türkçe ve İngilizce iki kısa bilimsel yazıya da buralardan ulaşabilirsiniz. Eğer yas ile ilgili bir eser okumak isterseniz Şengül Hablemitoğlu’nun Yas: Uzun Bir Veda isimli kitabına göz atabilirsiniz.
Yazar: Damla Akkuş
Editör: Şevval Pektaş